Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

(bir şeyin) yerini tutmak

1) bulunmayan bir nesnenin yerini almak, onu aratmamak: 'Hiçbir kahvaltı simitle çayın yerini tutamaz.' -S. F. Abasıyanık. 2) görevinden ayrılan birinin yaptığı işi yapabilmek.

37

(bir şeyin) yolunu tutmak

benimsemek, gereğini yerine getirmek: 'Sen de biraz adamlığın yolunu tutmalısın.' -R. N. Güntekin.

86

(bir şeyin) yüzü açılmak

güzelliği, parlaklığı ortaya çıkmak.

79

(bir şeyin) yüzüne hasret kalmak

o şeyden yoksun kalmak, hasret kalmak: 'Burada yağdan yumurtadan geçtik, ekmek yüzüne hasret kaldık.' -M. Ş. Esendal.

80

(bir şeyin) zamanı geçmek

1) o şey artık gerekli ve yerinde olmaktan çıkmak; 2) mevsimi geçmek.

83

(bir şeyin) zevkini çıkarmak

ondan olabildiği kadar zevk almak.

74

(bir şeyle) arası hoş (iyi) olmamak

o şeyden hoşlanmamak.

80

(bir şeyle) başa çıkmak

bir şeye gücü yetmek: 'Varsın kıraç olsun tarlam / Taşlarını ayıklayacağım / Kazmayı sallayacağım / Karar vermişim / Toprakla başa çıkacağım' -O. V. Kanık.

81

(bir şeyle) başı hoş olmamak

bir şeyden hoşlanmamak: 'Benim içki ile başım hoş olmadı, şampanyadan sonra ha bire yedim durdum.' -B. Felek.

79

(bir yer bir olaya) sahne olmak

bir yerde bir olay geçmek.

91

(bir yer, birine) açık olmak

bir yerde her zaman iyi karşılanmak.

77

(bir yer, işte) yabancılık çekmek

bir iş veya çevrede yabancı olmaktan doğan güçlüklere uğramak.

86

(bir yer) adam almamak

son derece kalabalık olmak.

71

(bir yer) ayağının (ayaklar) altında

yüksek bir yerden geniş bir alanı görür durumda.

80

(bir yer) güneş almak (görmek)

güneş ışınlarıyla aydınlanacak durumda olmak: 'O ev güneş görmüyor. Soba yanmazsa her şey nemleniyor.' -A. Ümit.

44

(bir yer) karınca yuvası gibi kaynamak

çok kalabalık ve hareketli olmak.

76

(bir yer) kazan (biri) kepçe

'bir yeri etraflıca (dolaşmak, aramak)' anlamında kullanılan bir söz: İstanbul kazan ben kepçe, üç gün onu aradım.

81

(bir yer) mahşere dönmek

çok kalabalıklaşmak.

83

(bir yer) örümcek bağlamak

1) üzerinde örümcek ağı olmak; 2) mec. bir şey uzun süre kullanılmadan kendi hâline bırakılmış olmak.

75

(bir yer) pazar yerine dönmek

kalabalıklaşmak.

79

(bir yer) zindan kesilmek

1) çok karanlık duruma gelmek; 2) çok sıkıcı ve içinde yaşanmaz duruma gelmek: 'Lakin bir gün öyle bir şey olmuştu ki Özbekiye Bahçesi gözümde âdeta zindan kesildiydi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

78

(bir yer) zindan olmak

yaşanmaz, huzursuz, rahatsız, zevk alınmaz duruma gelmek: Evi ona zindan oldu.

80

(bir yerde) cinler cirit (top) oynamak

o yer ıssız olmak: 'Şimdi koca çiftliğin yirmi odasında cinler top oynuyor.' -S. F. Abasıyanık.

76

(bir yerde) cirit atmak

bir yerde çokça bulunmak, sık dolaşmak ve serbestçe davranmak: Fareler evde cirit atıyor.

35

(bir yerde) ecinniler top oynuyor

'bomboş, kimse yok, ıssız ve sessiz' anlamında kullanılan bir söz.

79

(bir yerde) gözünü açmak

o yerde olduğunun farkına varmak.

76

(bir yerde) hazır bulunmak (olmak)

1) bir yerde var olmak, kendi bulunmak; 2) bir şeyi hemen yapabilecek durumda olmak.

79

(bir yerde) içecek suyu olmak

o yere gitmesi kısmet olmak.

33

(bir yerde) ikamete memur edilmek

esk. sürgün cezası verilmek.

77

(bir yerden, bir şeyden) elini ayağını (eteğini) kesmek (çekmek)

1) uğramaz olmak; 2) uğraşmamak, ilgilenmemek: 'Ben artık öyle şeylerden elimi ayağımı çektim.' -O. C. Kaygılı. 3) o şeyle ilgisini kesmek: 'Odasına kapandı, aylarca dünyadan elini eteğini çekti.' -R. H. Karay.

42