Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

gündeliğe gitmek

günlük işler yaparak gelir sağlamak: 'Kör Mustafa bahçelerde çalışır, gündeliğe gider, sarnıç sıvar, dam aktarır, kuyu kazar.' -S. F. Abasıyanık.

103

gündeme almak

bir kurul toplantısında görüşülecek konuları bir listeyle belirlemek.

42

gündeme getirmek

1) bir toplantıda bir konuyu tartışmak, görüşmek için önermek; 2) mec. bir konuya güncellik kazandırmak.

112

gündüz külahlı, gece silahlı

gerçekte iyi olmadığı hâlde iyi gibi görünen kimseler için kullanılan bir söz.

109

güneş açmak

güneş bulutlardan sıyrılıp görünmek: 'Batum'da yağmur kırk gün kırk gece yağsa da güneş bir açtı mı, çakıl taşı döşeli sokaklar saniyesinde kuruyuverir.' -N. Hikmet.

113

güneş batmak

gün sonunda, güneş ufukta kaybolmak: 'Akşam iyice yaklaşmış, güneş batmaya yüz tutmuştu.' -O. C. Kaygılı.

128

güneş çarpmak

sıcak havada güneş altında çok kalmaktan hasta olmak.

105

güneş çavmak

hlk. güneş yayılmak, güneş doğmak.

112

güneş doğmak

sabahleyin güneş ufuktan yükselmek.

50

güneş görmek

güneş ışığından yararlanır durumda olmak: 'Balık beslenen havuz mutlaka güneş görmelidir.' -İ. H. Baltacıoğlu.

106

güneşe karşı işemek

kaba saygı gösterilmesi gereken şeylere saygısızlık göstermek.

115

güneşi üzerine doğdurmamak

güneş doğmadan önce yataktan kalkmak: 'Ömrübillah güneşi üzerine doğdurmamış olmakla övünüyor.' -H. Taner.

51

güneşin alnında (altında)

güneşin yakıcı ışınları altında.

116

günlerden bir gün

herhangi bir gün, önceden belli olmayan bir gün, vaktiyle: 'Günlerden bir gün bu güzel gemilere binme nasip oldu.' -B. R. Eyuboğlu.

110

günleri gece olmak

çok kederlenecek bir durum içinde bulunmak.

47

günleri sayılı olmak

1) ölümü yakın olmak; 2) bir yerde kalmak için ancak birkaç günü bulunmak.

108

günlük güneşlik görünmek

sıkıntısız, sorunsuz, huzur ortamında bulunmak.

117

günlük tutmak

her gün yaşananları, olayları ve anıları bir deftere yazmak: 'Şimdiye kadar günlük tutmadım, olanı biteni kaydetmediğim için birçok şeyi unuttum.' -İ. Aral.

121

günü dolmak

1) önceden belirlenmiş bir süreyi tamamlamak; 2) ömrünü tamamlamak, eceli gelmek: 'Benim tavukların günü daha dolmamışsa suçlu olan ben miyim?' -Z. Selimoğlu. 3) hamilelikte çocuğun olması gereken süreyi tamamlamak, doldurmak.

109

günü gününe uymaz

her zaman aynı durumda bulunmaz, kararsız.

80

günü kurtarmak

günün ağır koşullarını ve engellerini bir biçimde atlatmak: 'Gelecek insanın mutluluğu için günümüzü kurtarmak hangi babayiğidin harcıdır?' -M. C. Anday.

110

günü yetmek

1) ölüm zamanı gelmek; 2) gebe için doğum vakti gelmek.

104

gününü (günlerini) saymak (beklemek)

kurtulamayacak hasta son günlerini yaşamak.

40

gününü doldurmak

bir işin sona ermesi için gereken süreyi tamamlamak: 'Hele günümü doldurup çıkayım, ben ona gösteririm. Onu gebertmezsem anam avradım olsun, derdi.' -Halikarnas Balıkçısı.

108

gününü görmek

1) kötü bir sonla karşılaşmak, cezaya çarptırılmak; 2) çocuklarının iyi, mutlu günlerini görmek; 3) aybaşı görmek.

124

gününü göstermek

tehdit yollu cezalandırmak.

104

gününü gün etmek

hiçbir şeyi dert edinmeyip gününü hoş geçirmek: 'Sevmek, sevilmek, eğlenip yan gelmek, çubuğunu yakıp gününü gün etmek mi?' -H. Taner.

101

güreş etmek (tutmak)

güreşmek: 'Daha bir hafta evvel koruda güreş ederek onu yere yıkmıştı.' -P. Safa.

112

gürleyip gitmek

beklenmedik bir zamanda ansızın ölmek: 'Huri'nin anası, doğurduktan sonra bir tifo hastalığında gürleyip gitmişti.' -N. Nâzım.

104

gürültü bastırmak

gürültüden daha güçlü ses çıkarıp onu etkisizleştirmek: 'Barın bütün gürültüsünü bastıran kahkahaları bundan sonra başladı.' -N. Cumalı.

116