Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

hurdası çıkmak

eşya, kullanılmayacak duruma gelmek, eskimek.

45

huri gibi

çok güzel (genç kadın).

106

husul bulmak

husule gelmek.

114

husule gelmek

olmak, oluşmak, doğmak, çıkmak, meydana gelmek: 'Bu hülya uzaklaştıkça ruhta zehirli bir fütur husule geliyordu.' -H. C. Yalçın.

42

husumet beslemek

hasım olmak, düşman olmak.

111

huy edinmek

bir davranışı alışkanlık durumuna getirmek.

42

huyu huyuna suyu suyuna (uygun)

iki kişinin her yönden birbirine uygunluğunu anlatmak için kullanılan bir söz.

132

huyunu suyunu değiştirmek

eskisine göre değişik davranmasına sebep olmak.

105

huzur bulmak

ruhsal yönden rahatlamak.

118

huzur vermek

gönül rahatlığı, dirlik vermek, dinlendirmek: 'Kendisine her zaman huzur veren o kokuyu, anasının kokusunu duyar duymaz tatlı tatlı mırıldanmaya başladı.' -İ. O. Anar.

118

huzurunu kaçırmak

tedirgin, rahatsız etmek.

114

hücuma kalkmak

asker, siperden düşmana doğru fırlamak.

122

hükme varmak

iyice düşündükten sonra karar vermek.

105

hükmü geçmek (hüküm yürütmek)

1) gücü yetmek, sözü geçmek: 'Ne doğan güne hükmüm geçer / Ne hâlden anlayan bulunur' -C. S. Tarancı. 2) geçerli, etkili durumunu yitirmek: Soğukların hükmü geçti.

110

hükmü olmamak

önemi, geçerliliği, etkisi bulunmamak.

102

hükmü parasına geçmek

para ile dilediğini yapabilme gücünü kazanmak: 'Ulan! Parama geçer hükmüm diye bağırdı. Getir diyorum iki okka ekmek.' -Ö. Seyfettin.

102

hükmünü icra etmek

gerekeni yerine getirmek: 'Yaş yine de tabii hükmünü icra ediyor, adaleleri gevşiyor ve eski canlılığını kaybediyordu.' -O. Aysu.

45

hükûmet etmek

bir ülkenin yönetimini elinde bulundurmak.

106

hükûmet gibi

güçlü, her dediğini yaptıran.

110

hükûmet sürmek

ülke yönetiminin başında bulunmak.

109

hükûmeti devirmek

zor kullanarak devlet yönetiminde değişiklik yapmak.

33

hüküm giymek

mahkemece cezalandırılmak.

39

hüküm sürmek

1) işbaşında olmak: Kral otuz yıl hüküm sürdü. 2) yaygın olmak: Hüküm süren kanaat. 3) etki, hız vb. sürmek, devam etmek: 'O yükseklerde fırtına, kar, tipi hüküm sürmekteydi.' -N. Nâzım.

113

hüküm vermek

1) iyice düşündükten sonra bir karara varmak: 'İnsanlar ellerinden çok gözleriyle hüküm verirler.' -C. Meriç. 2) bir suçluyu mahkûm etme.

107

hüküm yemek

mahkûm olmak: 'Üsküp'ün ceza mahkemesinde on beş sene hüküm yedi.' -Y. K. Beyatlı.

47

hükümsüz kılmak

yürürlükten kaldırmak, iptal etmek.

108

hülle yapmak

1) hülleyi gerçekleştirmek; 2) bir işte geçici çözüm için hileye başvurmak.

105

hülyaya dalmak

hayal kurmak.

119

hüner göstermek

1) beceriklilik ortaya koymak; 2) herkesin yapamayacağı bir işi yapmak.

107

hürmette kusur etmemek

karşısındaki kişiyi iyi ağırlamak, isteklerini yerine getirmek, saygısızlık etmemek: 'Hürmette kusur ettin mi işte o zaman kendini yok bil.' -T. Buğra.

119