Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kerpiç dökmek

saman ve balçık karışımını kalıplara boşaltarak kerpiç yapmak.

36

kerpiç gibi

çok sert ve kuru.

106

kerteriz almak (etmek)

bir yerin hangi yönde veya geminin nerede bulunduğunu pusula ile ölçmek: 'Uzakta, sancak tarafında, kerteriz ettiğimiz fenerin ışığı bir yanıp bir sönüyor.' -Z. Selimoğlu.

42

kertesine gelmek

tam yerini ve zamanını bulmak.

108

kertesine getirmek

tam sırasını, en uygun zamanını seçmek.

110

kervana katılmak

bir topluluğa karışmak.

113

keseden yemek

herhangi bir üretim yapmadan, kâr elde etmeden, hazırda bulunan veya el altında olan varlığı harcamak.

105

kesel gelmek

gevşemek, tembelleşmek: 'İzmir faciasından beri padişaha ve hükûmete kesel gelmişti.' -Y. K. Beyatlı.

110

keseneğe almak

gelirini satın almak, iltizam etmek.

40

keseneğe vermek

bir şeyin gelirini önceden götürü olarak satmak.

112

kesenin ağzını açmak

bol para harcamaya başlamak: 'Balo ve kokteyl partisine bir davetiye alabilmek için keselerinin ağzını açmak kifayet etmezse avuçlarını açarlar.' -H. E. Adıvar.

45

kesenin dibi görünmek

para tükenmek.

110

kesenize bereket

maddi katkısı görülen bir kimseye 'çok kazan, kazancın bol olsun' anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü.

127

kesesi elvermemek

bütçesi elverişli olmamak.

114

kesesine bir şey girmemek

bir yarar veya çıkar sağlamamak: 'Bunda benim keseme bir girecek yok ki sana yalan söyleyeyim.' -M. Ş. Esendal.

100

kesesine göre

parasına, mali imkânlarına göre.

115

kesesine güvenmek

parasına güvenmek.

110

kesesini doldurmak

fırsatlardan yararlanarak para kazanıp zengin olmak: 'Böylece Tecirlilerin yanına varan bir hoca, kesesini pek çok doldururmuş.' -S. Birsel.

110

keseye davranmak

ödemek istemek: 'Sizi fena alıştırmışlar. Hemen keseye davranmayın.' -M. Ş. Esendal.

109

kesiklik vermek

1) ara vermek: 'Dumanlar gözlerimi yakıyor, görüş gücüme kesiklik veriyor.' -S. Birsel. 2) hâlsizlik, kırıklık, yorgunluk ortaya çıkmak.

112

kesintiye uğramak

bir süre için durmak.

42

kesip atmak

1) uzun uzadıya düşünmeden kesin yargıya varmak: 'Zaman zaman iddiacılığını da bırakamazdı, bu böyledir diye kesip atardı.' -H. Taner. 2) kesin olarak çözmek, bitirmek: 'Oysa ben karımı hatırlatacak her şeyden kurtulmak, yaşamımın ona ait bölümünü kesip atmak istiyordum.' -A. Ümit.

141

kesip biçmek

1) parçalamak, doğramak, ameliyat etmek; 2) ağzına geleni söylemek, ileri geri konuşmak; 3) zorbalıkla korkutmak: 'Nasıl sol elimle sağ elimi kesip biçeceğim?' -R. N. Güntekin.

35

kestane suyu gibi

sulu (kahve).

43

kestirip atmak

ayrıntılı düşünmeden kesin yargıya varmak: 'Tartışmayı kestirip atmak bana hiçbir zaman kolay görünmemiştir.' -M. C. Anday.

110

keşiş hayatı sürmek

her şeyden elini ayağını çekip yalnız başına yaşamak: 'Büyük din adamlarının keşiş hayatı sürmesi boşuna mı dersiniz?' -H. Taner.

123

ketenpereye gelmek

dolandırılmak.

105

ketenpereye getirmek

dolandırmak.

122

ketum olmak

sır saklamak, ağzı sıkı olmak: 'Sefirlerin az konuşması, ketum olması şarttır derler ya, laf!' -H. Taner.

114

Kevser gibi

tatlı, lezzetli (içecek).

98