Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kösele gibi

çok sert, çiğnenmesi güç, koparılamaz: Kösele gibi et.

46

kösemenlik etmek

yol göstermek, kılavuzluk etmek.

108

kösenin sakalı gibi

her zaman olduğu gibi kalan, değişikliğe uğramayan.

41

kösteği kırmak

1) çocuk yürümeye başlamak; 2) bağlı bulunduğu yerle ilişiğini kesmek.

108

köstek vurmak

1) hayvanın ayağına köstek bağlamak; 2) mec. kösteklemek; 3) sp. güreşte hasmın bir veya iki ayağını sımsıkı yakalamak.

101

köşe bucağa dağılmak

1) her tarafa yayılmak: 'Köşe bucağa dağılmış ürkek hizmetçilerini çağırır.' -A. Erhat. 2) darmadağın olmak.

109

köşe bucak kaçmak (saklanmak)

kimseye görünmek istememek: 'Anası köşe bucak kaçıyor, tenha bir yer buldukça hıçkırıyordu.' -R. Enis.

109

köşe kapmaca oynamak

biri başkasına gidip bulamadığı sırada, o da kendisine gelip bulamamak, birbirini arayıp durmak.

108

köşe tutmak

karışmak, kendini belli etmek, görünmek: 'Kemanın ince gıy gıylarına boş mağaralardaki ses akisleri gibi öten pes perdeden bir öksürük köşe tutuyor.' -H. E. Adıvar.

111

köşebaşını tutmak

etkili olabilecek en önemli makamda bulunmak veya o yeri ele geçirmek: 'Amatör diplomatlar, küme küme köşebaşlarını tutmuş ve bozgunculuk propagandasına girmişti.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

106

köşede bucakta kalmak

ilgisizlikten gözden uzakta bulunmak: Koca Sinan'ın en önemli yapısı bu durumda olursa köşede bucakta kalmış olanlara selam olsun!

111

köşesine çekilmek

toplumdan kaçıp hiçbir şeyle ilgilenmeyerek tek başına yaşamak.

38

köşeyi dönmek

1) hiçbir çaba göstermeden kısa sürede zengin olmak; 2) kısa yoldan ve büyük bir emek harcamadan sosyal ve ekonomik güç edinmek.

104

kötek atmak (çekmek)

dövmek, dayak atmak.

124

kötek yemek

dövülmek, dayak yemek.

111

kötü gözle bakmak

1) bir kimse için iyi olmayan düşünceler beslemek, bunu belli edercesine bakmak: 'Tiyatroda kimse kimseye kötü gözle bakamaz.' -S. F. Abasıyanık. 2) cinsel duygu ile bakmak: 'Ben bu kambur kızdan hoşlanmışsam, onu sevmişsem neden ona kötü gözle bakmış olayım?' -O. V. Kanık.

113

kötü kişi olmak

bazı kimseler birtakım insanların düşmanlığını kazanmak.

113

kötü kötü düşünmek

üzüntülü düşüncelere dalmak: 'Ben başladım kötü kötü düşünmeye.' -N. Hikmet.

100

kötü olmak

1) olumsuz bir durum almak; 2) beğenilmemek, takdir edilmemek; 3) kadın kötü yola düşmek: 'En insaflıları biraz acır, ah zavallı kötü oldu, alnının yazısı imiş derler.' -Ö. Seyfettin.

39

kötü yola düşmek

kötü kadın olmak.

106

kötü yola sapmak

doğruluktan ayrılıp istenilmeyen ve yanlış işler yapmak.

108

kötü yola saptırmak

kötü yola sürüklemek: 'Parmak kadar çocuğu kötü yollara saptıranların kökünü kazırım.' -S. Ali.

110

kötü yola sürüklemek

yasa dışı, uygunsuz veya hoşa gitmeyen bir yaşayış içine sokmak: 'Kız kardeşini kötü yola sürükledi diye babası reddetmişti.' -S. F. Abasıyanık.

43

kötülük etmek (yapmak)

kötü davranmak, zarar vermek: 'Kötülük edeni öldürür veya ayetlerin emrettiği cezalardan birini verir.' -F. R. Atay.

118

kötürüm olmak (kalmak)

1) yaşlılık veya sakatlık sebebiyle yürüyememek: 'Mağdurun belinden aşağısını felce uğrattı, bütün hayatı boyunca kötürüm kaldı.' -B. Felek. 2) mec. güçsüz kalmak: 'Acılıyım karım öleli / Kalmışım yarı kötürüm' -B. Necatigil.

120

kötüye çekmek

yanlış, beğenilmeyen bir anlam vermek: 'Ne oldu ki Ömer ağa, dedi. Lafımı yanlış anladın, kötüye çektin?' -S. F. Abasıyanık.

102

kötüye kullanmak

1) yetkisini yasalara aykırı yolda kullanmak: Görevlerini kötüye kullandılar. 2) birinin iyi davranışından istenilmeyen yolda yararlanmak: 'O benim dinlemekteki sabrımı, saflığımı kötüye kullandı.' -H. R. Gürpınar.

104

kraldan çok kralcı olmak

birinin davasını ondan çok savunur olmak.

111

kraliçe gibi

gösterişli ve ağır giyinmiş, güzel (kadın).

39

krallara layık

çok üstün nitelikli şeyleri belirtmek için kullanılan bir söz.

102