Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

sahip kılmak

sahip olmasını sağlamak.

91

sahneye çıkmak

1) tiyatro, müzik vb. sanatçılar için sanatını izleyici önünde uygulamak, göstermek: 'Türk kızı, orada sahneye çıktı ilk defa.' -Y. Z. Ortaç. 2) mec. kullanılmak, görünmek, ortaya çıkmak: 'Almanca yanında ara sıra Hırvatça da sahneye çıkıyor.' -F. R. Atay.

105

sahneye koymak

tiy. tiyatro eserini veya müzikal bir oyunu, metin, oyun, yorum, dekor, müzik vb. ögeleri birbiriyle uyumlu duruma getirerek sahne için uygulamak, oynamak, sahnelemek.

99

sahura kalkmak

oruç tutan kimse gün doğmadan yemek yemek için yataktan kalkmak.

107

sak durmak

dikkatli, uyanık durumda bulunmak.

106

sak yatmak

derin uykuya dalmadan uyumak.

44

saka beygiri gibi

1) bir iş uğruna birçok yere uğrayarak dolaşan (kimse); 2) yalnız vakit geçirmek için amaçsız dolaşan (kimse).

34

sakal bırakmak (koyuvermek veya salıvermek veya uzatmak)

sakalını tıraş etmeyip büyütmek: 'Yaşıtlarının hemen hepsi sakal koyuverdi.' -Y. Z. Ortaç.

33

sakal oynatmaz

ağızda eriyecek kadar olgunlaşmış (yemiş, yiyecek).

70

sakalı değirmende ağartmak

yıllar pek çok deneyim kazandırmış olmak.

106

sakalı ele vermek (kaptırmak)

başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek: 'Yumuşak durmak, yalvarmak, sakalı ele vermek demektir, sonra artık evin idaresi ne olacak?' -M. Ş. Esendal.

39

sakalı saydırmak

saygınlıktan düşmek.

100

sakalına ak (kır) düşmek

sakalı ağarmaya başlamak, yaşlanmak: 'Düşük siyah bıyıklarına, sakalına pek az kır düşmüş olan Selim Paşa, karısından çok genç görünüyordu.' -H. E. Adıvar.

29

sakalına göre tarak vurmak

birinin hoşlanacağı biçimde konuşmak veya davranmak: 'Sakalına göre tarak vurdum. Oğlunun çok selamı var, dedim. Tarla icarlarını toplar, kendi elleriyle verir, dedim.' -O. Kemal.

43

sakalına kar yağmak

sakalı aklaşmaya başlamak.

100

sakata gelmek

argo tuzağa düşmek.

110

sakın ha!

'yapma, yapmaktan çekin' anlamında, yapılması istenmeyen bir davranışa engel olmak için söylenen bir söz.

101

sakınması olmamak

1) korkusu, çekinmesi olmamak; 2) incelik kurallarına, saygıya aldırmadan davranmak.

86

sakız gibi

1) çok temiz, çok beyaz: 'Kız kucağında hiç kullanılmamış, sakız gibi bir çamaşır sepeti ile çadırdan çıktı.' -O. C. Kaygılı. 2) ayrılmak bilmez, yapışkan.

36

sakit kalmak

söz söylemesi gerekirken susmak.

114

sala vermek (okumak)

1) minarelerde, salat okuyarak cuma namazını haber vermek: 'Safa, küçük, çarpuk çurpuk vücudu, koca kafası, minarede sala verir gibi etrafa çınlayan sesiyle konağın imamı Şadan Molla'yı hatırlatıyordu.' -H. E. Adıvar. 2) bir kimsenin ölümünü, minareden salat okuyarak duyurmak.

102

salah bulmak

düzelmek, iyileşmek, onmak.

33

salapurya gibi

çok büyük olan veya ayağa büyük gelen (ayakkabı).

101

salavat getirmek

1) Hz. Muhammed'e saygı bildirmek için dua okumak; 2) tehlikeli bir durumda dua okumak.

39

saldırıya uğramak

saldırı karşısında kalmak, tecavüze uğramak.

98

sallantıda bırakmak

bir şeyi sonuca bağlamamak, savsaklamak.

105

salma gezmek (dolaşmak)

başıboş hayvan gibi dolaşmak: 'Ne olacak çobansız köyde kurtlar boş oturacak değil ya işte böyle salma dolaşırlar.' -R. Akyavaş.

107

salma salmak

genellikle köylerde işlerin görülmesi için ihtiyar heyetinin kararıyla her evden para toplamak.

106

salta durmak

köpek arka ayakları üzerine kalkmak.

101

saltanat sürmek

1) hükümdarlık etmek; 2) bolluk içinde yaşamak.

108