Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

suyu görmeden paçaları sıvamak

henüz hiçbir belirti yokken veya gereğinden çok önceden hazırlanmaya kalkışmak.

110

suyu ısınmak (kaynamak)

tkz. işbaşından uzaklaştırılması yaklaşmak veya gelmek.

46

suyu kesilmiş değirmene dönmek

işlemez, yararsız duruma gelmek.

114

suyu seli kalmamak

sulu yemek kaynaya kaynaya suyu azalmak.

117

suyun akıntısına gitmek

olayların veya durumun gelişmesine göre davranmak, uymak: 'Bunlarda sezilen intibakçı hatta biraz suyun akıntısına giden ruh, Ayşe'nin mizacına pek uymuştu.' -H. E. Adıvar.

46

suyun başı

1) suyun çıktığı yer, kaynak: 'Suyun başına çöküp ellerini, yüzünü yıkamaya koyuldu.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) bir işin asıl yetkililerinin bulunduğu yer; 3) mec. en çok yarar sağlanacak yer.

44

suyuna gitmek

suyunca gitmek.

119

suyuna tirit

baştan savma, değersiz, özensiz.

97

suyunca gitmek

bir kimseyi sinirlendirmeyecek biçimde davranmak.

118

suyunu almak

kaynatılan yiyeceğin suyunu ayırmak.

105

suyunu çekmek

1) yemek kaynayıp suyu kalmamak; 2) tkz. tükenmek: 'Paralar suyunu çekti. Fabrika da olduğu gibi Nihat'a geçti.' -N. F. Kısakürek.

126

suyunun suyu

tavşanın suyunun suyu.

102

sübut bulmak

tanıtlanmak, ispat edilmek: Suç sübut buldu.

129

sükse yapmak

1) başarı kazanmak: 'Paris sosyetesinde büyük sükse yapmıştı.' -A. Gündüz. 2) ilgi çekecek bir durum yaratmak.

50

sükûnet bulmak

sakinleşmek, rahatlamak: 'Azıcık sükûnet bulduktan sonra odayı terk etmediğime sevindim.' -R. H. Karay.

117

sükûtla geçiştirmek

sözü edilmesi gereken bir noktayı söylemeden atlamak, bile bile bir konuya değinmemek.

106

süluk etmek

1) bir işe girmek; 2) bir tarikata girmek.

48

sülük gibi

çok sırnaşık, yapışkan (kimse).

111

sülük vurmak

tedavi amacıyla sülük yapıştırmak.

112

sülün gibi

boylu boslu ve yürüyüşü güzel (kız veya kadın).

114

sümen altı etmek

1) bir evrakın işleme konulmasını engellemek; 2) bir işin yapılmasını geciktirmek.

123

sünger gibi

çok yumuşak.

123

sünnet etmek

erkek çocukta erkeklik organının ucundaki deriyi çepeçevre kesmek.

117

sünnet olmak

sünnet edilmek.

56

sürgit yapmak

iş için uzatmak, sürdürüp durmak.

102

sürgün gitmek (olmak)

1) sürgüne gönderilmek, sürgün cezasına uğramak; 2) olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak, ishal olmak.

45

sürgün vermek

filizlenmek.

108

sürgüne göndermek

ceza olarak bir yere sürmek.

118

sürme çekmek

gözleri sürme ile boyamak: 'Kirpiğine sürme çek, kına yak parmağına.' -R. C. Emek.

105

sürmeyi gözden çekmek

gözden sürmeyi çekmek.

39