Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

tilki uykusuna yatmak

uyuyormuş gibi yaparak fırsat kollamak.

120

timsal olmak

simge durumuna gelmek: 'Biz, Türkler, bütün tarihî hayatımızca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz!' -Atatürk.

106

tir tir titremek

1) çok üşümek; 2) mec. çok korkmak.

42

tiridi çıkmak

iyice ihtiyarlamak, çok yaşlanmak.

116

tirit gibi

yerinden kımıldayamayacak kadar ihtiyar (kimse).

101

titizlik göstermek

titizlenmek.

110

titreme gelmek

titremeye başlamak, titremeye tutulmak: 'Başına küçük bir ağrı, vücuduna hafif bir titreme geliyor.' -P. Safa.

104

tiye almak

argo biriyle alay etmek, eğlenmek: 'O günkü ne oldum delisi yeni zenginleri, özenti aydınları tiye alıyordu.' -H. Taner.

125

tohuma kaçmak

şaka 1) üreme veya üretme gücü kalmamak; 2) yaşlanmak, evlenme çağı geçip kartlaşmak: 'Şimdi saçlarının tepeden döküldüğüne bakarak üzülüyor, arada bir, tohuma kaçıyoruz artık diye hayıflandığı da oluyordu.' -H. Taner.

121

tohumu dökülmek

geçirdiği büyük bir korku dolayısıyla dölden kesilmek.

120

tok evin aç kedisi

gereksinimi olmadığı hâlde açgözlülük eden.

113

tok tutmak

açlığı uzun süre giderme veya doyurma özelliği olmak.

41

toka etmek

1) el sıkışmak: 'Çımacı İzzet'le iki ellerini birbirine uzatarak bayramlaşır gibi toka ederler.' -S. F. Abasıyanık. 2) den. karşılıklı iki parçayı getirip birbirine dayamak; 3) kadeh tokuşturmak; 4) argo vermek: 'Bin beş yüzü toka edip yarın halıyı çekeceksin.' -N. F. Kısakürek.

46

tokat (tokadı) yemek

1) kendine tokat vurulmak: 'Senin minimini elinden yediğim tokadın acısını yüzümde kıyamete kadar duyacağım.' -A. N. Asya. 2) mec. yenilgiye uğramak: 'Acısını unutamayacakları bir tokat yediler halktan.' -N. Cumalı. 3) argo dolandırılmak.

119

tokat aşk etmek (eylemek)

hızla vurmak: 'Sandalyeyi elinden alıp iki tokat aşk etti.' -S. F. Abasıyanık.

111

tokat atmak (patlatmak)

1) el içi ile vurmak; 2) argo dolandırmak.

54

tokmak gibi

tıkız etli.

42

tombala çekmek

tombala oynamak: 'Komşularınızda ya da dostlarınızda konken oynadınız, tombala çektiniz.' -H. Taner.

47

tomruğa atmak

tutukevine koymak.

111

tomruğa vermek

işkence aracına suçlunun ayaklarını geçirmek.

105

tongaya basmak (düşmek)

kendisini kötü bir duruma düşürmek için hazırlanan bir düzene uğramak, tuzağa düşmek: 'Fakat insan salim kafayla bir dakika düşündü mü tongaya bastığını anlar.' -R. N. Güntekin.

113

top atmak

argo 1) batkınlığa uğramak, iflas etmek; 2) sınıfta kalmak.

50

top etmek

bir şeyi yığın durumuna getirmek.

44

top gibi gürlemek

gürültülü bir biçimde bağırmak veya konuşmak.

104

top gibi patlamak

birden gelen şaşırtıcı ve ürkütücü haber duyulmak.

108

top sürmek

sp. kısa vuruşlarla, topu kaçırmadan karşı takımın kalesine veya potasına doğru götürmek.

44

top yapmak

sp. topu rakibe kaptırmadan takım oyuncuları arasında dolaştırmak, topa daha uzun süre sahip olmak.

112

top yuvarlaktır

sp. 'karşılaşma bitmeden sonuç belli olmaz, değişebilir' anlamında kullanılan bir söz.

118

topa çıkmak

sp. rakibin topu rahatça kullanmasına engel olmak için topa hamle etmek.

41

topa tutmak

1) üzerine topla ateş etmek: 'İngilizlerin topa tuttuğu yerlere gidip bir saat kadar muhtelif çapta birçok mermi ölçtüm.' -F. R. Atay. 2) mec. kötü eleştiri amaçlı saldırmak.

121