Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

turşusu çıkmak

1) çok yorulmak: 'Bütün gün çocukların peşinde koşmaktan turşusu çıkmış ihtiyar lalanın karanlık bir köşede horladığı işitiliyordu.' -R. N. Güntekin. 2) ezilmek, parçalanmak: Portakalların turşusu çıkmış.

31

turşusunu kurmak

'bir şeyin elden çıkarılması gerektiği hâlde buna bir türlü kıyamamak' anlamında kınama yollu söylenen bir söz: 'Bir kısmetin çıkar çıkmaz seni vereceğiz. Turşunu kuracak değiliz ya!' -H. R. Gürpınar.

44

turşuya dönmek

çok yorulmak, bitkinleşmek: 'Zaten yerinden kımıldanacak hâli kalmamıştı, turşuya dönmüştü ve lakin kabadayılığı da elden bırakmıyordu.' -N. Hikmet.

98

turu geçmek

elemeli karşılaşmalarda bir üst tura yükselmek.

106

tuşa getirmek

1) güreşte hasmı sırtüstü yere sermek; 2) mec. yenmek, mağlup etmek.

101

tut kelin perçeminden

tkz. çözümü güçlük gösteren bir durum karşısında söylenen bir söz.

108

tut ki

varsay ki.

110

tutarağı tutmak

huysuzluğu depreşmek, aşırı istekte bulunmak: 'Rakı tutarağı tutunca pantolonunu bile satıyor.' -H. E. Adıvar.

112

tutkal gibi

sırnaşık ve yapışkan (kimse).

110

tutkuya kapılmak

aşırı istek ve eğilim içinde olmak.

97

tutsak düşmek

esir olmak, hükmü altına girmek: 'Geleneğe, ahlaki kaygılara tutsak düşüyor.' -S. İleri.

109

tuttuğu altın olsun

'her işin olumlu gitsin, refah içinde yaşa' anlamında kullanılan bir söz.

111

tuttuğu dal elinde kalmak

dayandığı, güvendiği kimse veya şey önemini yitirerek işe yaramaz duruma gelmek.

107

tuttuğunu koparmak

becerikli olmak, giriştiği her işte başarı sağlamak.

105

tutunacak bir dal aramak

güvenilecek, dayanılacak bir insana ihtiyaç duymak: 'Yaşamının boşluğundan nasıl sıkıldığını, tutunacak bir dal aradığını ama bulamadığını anlatır.' -İ. Aral.

114

tutunacak dalı olmak

güveneceği bir kimse veya şey bulunmak.

98

tutuya bırakmak (koymak)

ödünç para almak için değerli bir şeyi rehin olarak vermek, rehin vermek.

34

tuvalet (tuvaletini) yapmak

sidik veya dışkıyı vücuttan dışarı atmak.

36

tuz buz olmak

tuzla buz olmak.

104

tuzağa düşmek

birileri tarafından hazırlanan kötü bir duruma uğramak, oyuna gelmek: 'Sana bir tuzak kursak sen o tuzağa düşmezsin ey oğul!' -S. Çokum.

103

tuzak kurmak

1) bir şeyi yakalamak için düzenek hazırlamak; 2) mec. birini güç ve tehlikeli bir duruma düşürmek için düzen hazırlamak, komplo kurmak.

108

tuzla buz etmek

cam türünden şeyleri onarılmayacak biçimde kırmak, paramparça etmek: 'Kaldırdığı gibi pekmez çömleğini vurmuş yere, tuz buz etmiş.' -R. Ilgaz.

114

tuzla buz olmak

cam türünden şeyler onarılamayacak biçimde kırılmak, dağılmak, paramparça olmak: 'Küçük votka kadehleri, mermi ıslıklarıyla aynalara çarpıp tuzla buz oluyorlar.' -A. İlhan.

43

tuzlayayım da kokmayasın (kokma)

hlk. birine, düşüncesinde aldandığını ve aklının bir şeye ermediğini anlatmak için söylenen bir söz.

117

tuzluya mal olmak (oturmak veya patlamak)

çok para vererek satın almak, çok pahalı gelmek: 'Bu eğlenti bize biraz tuzluya mal oldu.' -E. E. Talu. '... kendisine tuzluya patlamıştı.' -Halikarnas Balıkçısı.

107

tüfek atmak

tüfekle ateş etmek.

107

tüfek çatmak

ask. askerlerin dinlenme sırasında tüfeklerini, dipçikleri üzerinde üçerli olarak birbirine dayamak: 'Tüfekleri çatar çatmaz ordayım.' -B. S. Erdoğan.

116

tükürdüğünü yalamak

tkz. verdiği sözden benliğini küçülterek geri dönmek.

37

tükürüğünü yutmak

imrenip ağzı sulanmak.

109

tünel geçmek

argo aklını yaptığı işe vermemek.

106