Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

velvele kopmak

büyük gürültü çıkmak: 'Kıyamet kopar gibi bir velvele koptu, bütün ordu surların üstüne atıldı.' -Y. K. Beyatlı.

109

velveleye vermek

gereksiz telaşa ve heyecana düşürmek: 'Susun, ortalığı velveleye vermeyin! Ne bağrışıyorsunuz?' -S. F. Abasıyanık.

125

ver elini ...

ansızın verilen bir kararla yola çıkıldığını anlatan bir söz: 'Pek sıkıldık mı atla bir vapura, ver elini İstanbul.' -A. İlhan.

114

verem olmak

1) verem hastalığına yakalanmak; 2) mec. sabırsızca davranmak.

113

veresiye almak

malı parasını daha sonra vermek şartıyla almak: 'Bunların içinde Nihat'a istediği kadar veresiye alabileceğini söyleyenler de var.' -P. Safa.

93

veresiye vermek

malı parasını daha sonra almak şartıyla vermek: 'Mütemadiyen veresiye veriyor ve müşteriler ay başında borç ödeyeceklerine Tevfik'e dert yanıyorlar.' -H. E. Adıvar.

115

vergi kaçırmak

bildirimde bulunmamak veya eksik bildirim sonucu ödemesi gereken vergiyi ödememek.

108

vergiye bağlamak

1) bir kimse veya şeyden vergi almak; 2) bir yerden, bir kimseden yasal olmayan yollardan para almak, haraç almak.

43

verilmiş sadakası olmak

büyük bir tehlike veya kaza atlatıldığında söylenen bir söz: 'Hiç böyle okkalı enayilik ettiğin yoktu. Ne oldu sana? Gene verilmiş sadakan varmış.' -M. Ş. Esendal.

51

verim düşürmek

verimli olmaya engel olmak: 'Siyasi amaçlı ... işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.' -Anayasa.

113

vesikaya bağlamak

mevcudu yeteri kadar bulunmayan ancak çok talep edilen bir şeyi belge karşılığı vermek: 'Aynı teşkilat yünlüden, pamukludan giyecek eşyasını da vesikaya bağlamıştı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

116

vesile aramak

bir fırsatını kollamak: 'İkide birde içimizden birine çatmak için vesile arıyordu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

115

vesile bulmak

sebep yaratmak, bahane göstermek: 'Bir vesile bulup size takdim edilmek pek kolay bir iş oldu.' -H. C. Yalçın.

115

vesveseye düşmek

kuruntuya kapılmak.

110

veto yemek

engellenmek, reddedilmek.

54

vıdı vıdı etmek

çevresini rahatsız edecek biçimde yerli yersiz çok konuşmak: 'İşlerine çok karışıyor, çok vıdı vıdı ediyormuş.' -E. Bener.

121

vır vır etmek

usandırıcı, sinirlendirici bir biçimde durmadan konuşmak: 'Kadın durmadan vır vır eder, yakınır diye adımızı çıkarmışlar.' -A. Erhat.

120

vicdan azabı çekmek (duymak)

istenilmeden veya bilinçsizce yapılan kötü bir işten dolayı üzülmek, pişmanlık duymak.

105

vidaları gevşemek

argo kendini tutamayıp çok gülmek.

116

vido çekmek

oyundaki kazanılacak sayıyı veya parayı iki katına çıkarmayı teklif etmek.

102

vidoyu görmek

vidoyu kabul etmek.

117

vikaye etmek

korumak.

116

vira etmek

toplamak, almak: 'Demiri vira edip açılmaya karar verdim.' -Z. Selimoğlu.

37

viraj almak

virajı dönmek: 'Memur, geç işareti verince gaza bastı ve virajı umduğundan güzel aldı.' -H. Taner.

102

viraneye çevirmek

yıkıntı durumuna getirmek.

107

vites büyütmek

1) aracın hızını artırmak için daha yüksek vitese geçmek; 2) mec. işleri hızlandırmak.

114

vites değiştirmek

otomobilin çekiş ve hızını değiştirmek: 'Ankara Caddesi'nde bir ağır kamyon vites değiştiriyor.' -A. İlhan.

117

vites küçültmek

1) aracın hızını azaltmak için daha düşük vitese geçmek; 2) mec. işleri yavaşlatmak.

111

vitese takmak

motorlu taşıtlarda vites kolunu uygun duruma getirip aracı kalkışa hazır durumda tutmak.

99

vitesten atmak

çok kızmak.

40