Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yağmur olsa kimsenin tarlasına düşmez (yağmaz)

elinden geldiği hâlde kimseye iyilik etmeyenler için kullanılan bir söz.

42

yağmur yağarken küpünü doldurmak

fırsat varken ondan yararlanıp para veya mal edinmek.

118

yağmur yemek

yağmurda iyice ıslanmak, sırılsıklam olmak: 'Ben önde, Nezir arkada, çamurlu yoldan, yağmur yiye yiye elimdeki pilli fenerin ışığında yürüyoruz.' -R. H. Karay.

111

yağmurdan kaçarken doluya tutulmak

güç bir durumdan kurtulayım derken daha kötüsüyle karşılaşmak.

52

yaka bir tarafta, paça bir tarafta

kılığı kıyafeti dağınık bir durumda.

108

yaka ısırmak

şaşırarak 'Allah esirgesin' demek.

115

yaka paça etmek (götürmek)

hiçbir itiraz dinlemeden ve zorla, apar topar götürmek.

106

yakadan atmak

savıp kurtulmak.

98

yakadan geçirmek

esk. evlatlığa kabul etmek.

34

yakası açılmadık

söylenmesinden kaçınılan (söz, sövgü veya açık saçık nükte): 'Bir yandan yakası açılmadık küfürler, bir yandan dedikodu ve türküler.' -B. R. Eyuboğlu.

110

yakasına çökmek

zorlamak, baskı yapmak: 'Bereket versin hekimler sıkı bastılar, yengem de yakana çöktü de seni biraz hizaya getirdiler.' -M. Ş. Esendal.

105

yakasını kaptırmak

bir şeyin, bir kimsenin etkisinden kendisini kurtaramamak: 'Ooo ... dedi, konukların en yaşlısı, sen yakanı iyice kaptırmış gibisin.' -N. Araz.

111

yakayı (yakasını) kurtarmak (sıyırmak)

bir işten kurtulmak: 'Pek sıkboğaz ederlerse bakalım bir sırasını düşürebilirsek yolunda bir yalanla yakamızı kurtarırız.' -R. N. Güntekin.

110

yakayı ele vermek

kaçamayarak ele geçmek, yakalanmak: 'Bu konuda hiç kimsenin yakayı ele vermeyeceğine şimdiden kalıbımı basarım.' -B. R. Eyuboğlu.

118

yakı açmak

iyileştirmek için bir yarayı açıp işletmek.

109

yakı yakmak (vurmak)

yakı yapıştırmak.

99

yakın takibe almak

yakın takip işini yapmak.

39

yakından bilmek (tanımak)

bir kimseyi, bir şeyi bütün özellikleriyle bilmek veya tanımak.

109

yakınlık duymak

birine karşı sevgi veya ilgi duymak: 'İkisi de birbirlerine yakınlık duyuyorlardı.' -R. H. Karay.

35

yakınlık görmek

ilgi, sevgi görmek: 'O, Türkiye'de üç yerden yakınlık gördü.' -Y. Z. Ortaç.

108

yakınlık göstermek

biriyle ilgilenmek, sevgiyle davranmak.

97

yakınlık kurmak

sıkı ilişki içinde bulunmak, ilgi ve destek vermek: 'Ben merhumla yakınlık kurmuş bahtiyarlardan değilim.' -B. Felek.

47

yakıp yıkmak

çok büyük zarar vermek, harap etmek: 'Siyasal kuruluşların lokallerini yakıp yıkmaya kalkacaklardır.' -N. Cumalı.

103

yakışık almamak

yerinde olmamak, uygun düşmemek: 'Onu gece yarısı sokağın ortasına atıvermek yakışık almazdı.' -R. N. Güntekin.

127

yakışıksız kaçmak

uygun düşmemek, çirkin olmak, münasebetsiz görünmek: 'Kitabın adı uzun fakat insanda okumak merakı uyandırdığı için bu uzunluk yakışıksız kaçmamış.' -N. Hikmet.

110

yalan atmak (kıvırmak)

yalan söylemek.

114

yalan çıkmak

bir haberin yalan olduğu anlaşılmak.

101

yalan yere

gerçeğe uygun olmayarak, doğru olmadığını bile bile.

112

yalan yere yemin etmek

gerçeğe uygun olmayarak, doğru olmadığını bile bile yemin etmek.

115

yalana şerbetli olmak

çekinmeden yalan söyleyebilmek.

107