Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yerli yerine oturmak

uygun düşmek: 'Her şey denk düşüyor, müthiş bir düzenle yerli yerine oturuyordu.' -A. Kulin.

115

yersiz yurtsuz kalmak

1) barınacak bir yeri bulunmamak, oturacak yeri olmamak: 'Dünya üzerinde yersiz yurtsuz kalmış iki arkadaş.' -R. H. Karay. 2) bütün varlığını yitirip çok zor durumda olmak: 'Vaktiyle bir mahalle halkını barındıran hanların, bir çarşı teşkil eden dükkânların sahibi şimdi yersiz, yurtsuz kalmıştır.' -A. Ş. Hisar.

104

yeşil ışık yakmak

uygun olabileceğini, izin verilebileceğini belli etmek: 'Bu anıt, onun kişiliğinin getirdiği bir dokunulmazlıkla daha sonra nice heykellere yeşil ışık yakıyordu.' -H. Taner.

101

yeter de artar

'fazlasıyla yeter' anlamında kullanılan bir söz: 'Onun okudukları ona yeter de artar bile.' -M. Ş. Esendal.

113

yeter ki

ancak, şu şartla: 'Yeter ki biri ona iyice bakmış, oturup onunla konuşmuş olsun!' -M. Ş. Esendal.

125

yeteri kadar

yetecek ölçüde.

104

yetkili kılmak

yetkisini kullanma imkânını vermek: 'Fakat kendileri gelmeden önce, bir küçük pürüzü gidermek konusunda da yetkili kıldılar.' -N. Hikmet.

120

yetmişine merdiven dayamak

ileri yaşlara ulaşmak.

41

yetti artık (gayrı)

bir olaydan veya sözden aşırı derecede sıkıntı duyulduğunu anlatan bir söz.

101

yığılıp kalmak

1) birikmek; 2) düşmek, yıkılmak.

99

yıkım olmak

büyük zarara yol açmak.

101

yıkkınlık göstermek

yıkılmaya yüz tutmak: 'Şimdi büsbütün yanan Aksaray'ın daha benim küçüklüğümde yıkkınlık gösteren konaklarını bilmem hatırlayanlarınız var mıdır?' -F. R. Atay.

105

yıl on iki ay

sürekli olarak, sürekli bir biçimde.

119

yılan gibi

1) hain, sevimsiz ve soğuk (kimse): 'Yılan gibisin, insanları sokmaktan zevk alırsın.' -N. Hikmet. 2) kıvrım kıvrım: 'Geminin arkasına gittim, dümen suyunun bir yılan gibi uzayıp gittiğini gördüm.' -Halikarnas Balıkçısı.

123

yılan gibi sokmak

bir kimseye sinsice kötülük etmek.

111

yılanın kuyruğuna basmak

kötü bir kimseye kötülük yapacak fırsat vermek.

111

yıldırım çarpmışa dönmek

apansız kötü bir durum karşısında kalıp ne yapacağını bilememek.

100

yıldırım gibi

büyük bir hızla: 'Taarruz bir yıldırım gibi inecekti.' -F. R. Atay.

41

yıldırımla vurulmuşa dönmek

yıldırım çarpmışa dönmek.

107

yıldırımları üstüne çekmek

bazı davranışlarıyla birçok kimseyi kızdırarak saldırılarına, eleştirilerine yol açmak.

44

yıldız akmak (kaymak, uçmak)

yıldız gökyüzünde hızla yer değiştirmek.

99

yıldızı (yıldızları) barışmamak

görüş, duygu ve düşünce bakımından uyuşmamak: 'Adayı ve adalıları o kadar sevmeme rağmen bir türlü yıldızım barışmamıştır.' -B. Felek.

42

yıldızı parlamak

başarı yönünden herkesin dikkatini çekecek bir duruma gelmek, ün kazanmak: 'Yeni Dâhiliye Nazırı Zati Bey'in yıldızı parladıkça Zaptiye Nazırı Selim Paşa'nın ikbali sönmeye yüz tuttu.' -H. E. Adıvar.

111

yıldızı sönmek

ününü yitirmek: 'Bu gecelerin artık benzi soluyor, talihi kararıyor, yıldızı sönüyordu.' -A. Ş. Hisar.

53

yıldızları saymak

geceleri uyku uyuyamamak: 'Yıldızları sayarak bekliyordum sabahı.' -Y. Z. Ortaç.

34

yısa beraber!

hep birlikte.

103

yiğitliğe leke (bok) sürmemek

mertliğe aykırı davranışta bulunmamak.

106

yiğitlik sende kalsın

özveri, hoşgörü ve ılımlılık öğütleyen söz.

112

yiğitlik taslamak

yiğitmiş gibi davranmak.

111

yitip gitmek

görünmez olmak, ortadan kalkmak.

51