Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

buyurun cenaze namazına!

şaka beklenmedik kötü bir durum karşısında üzüntü anlatan bir söz.

108

buz bağlamak

sıvıların yüzeyi donmak.

43

buz gibi

1) çok soğuk; 2) çok soğuk bir etki uyandıran (şey veya kimse); 3) kötü nitelikler için kesinlik: Adam buz gibi hırsız. 4) kesinlikle: 'Elbette can sıkıntısına düşer, buz gibi düşman kesilir erkeğe.' -A. Erhat.

132

buz kesilmek

şaşılacak, üzülecek bir durum karşısında donakalmak.

49

buz kesmek

çok üşümek: 'Beton döşeme bir türlü ısınmak bilmiyordu. Ve akşamlardan sabahlara kadar ayakları, baldırları buz kesiyordu.' -R. Enis.

50

buz tutmak

sıvının üstünde buz oluşmak, buzla kaplanmak.

109

buz üstüne yazı yazmak

1) süresi, etkisi çok az olacak bir iş yapmak; 2) bir kimseye etki yapmayan sözler söylemek.

116

buzdolabı gibi

çok soğuk bir etki uyandıran (kimse).

98

buzdolabına kaldırmak

bir konuda anlaşmaya varılamadığı için onu bir süre gündem dışında bırakmak.

118

buzlar çözülmek

1) buzlar erimeye ve kırılmaya başlamak; 2) mec. aradaki soğukluk, dargınlık, gerginlik ortadan kalkmak.

107

bülbül gibi konuşmak (okumak)

1) kolaylıkla konuşmak, okumak: 'Kadın bülbül gibi Fransızca konuşuyor.' -H. E. Adıvar. 2) itiraf etmek.

113

bülbül gibi konuşturmak (söyletmek)

itiraf ettirmek: 'Buluştukları zaman da onu bülbül gibi konuşturdu.' -T. Buğra.

109

bülbül gibi söylemek

hiçbir şey saklamadan bildiklerini söylemek, itiraf etmek: 'Mahkemeye havale edeceğim, orada bülbül gibi söylersin.' -Ö. Seyfettin.

119

bülbül gibi şakımak

güzel sesle, neşeyle konuşmak.

111

bülbül kesilmek

bir etki veya baskı altında çokça konuşmak: 'İnsan bir garip nesnedir. Bir korku atlattıktan sonra bülbül kesilir.' -N. Hikmet.

50

büyü bozmak

yapılmış bir büyüyü etkisiz duruma getirmek.

104

büyü bozulmak

1) yapılmış bir büyü etkisiz duruma getirilmek: 'Öldük, ölümden bir şeyler umarak / Bir büyük boşlukta bozuldu büyü' -C. S. Tarancı. 2) mec. önceden hissedilen duygular hissedilmez olmak.

106

büyük (söz) söylemek

yapacağı bir şey hakkında kesin konuşarak övünmek.

109

büyük abdesti gelmek

dışkı yapma ihtiyacı duymak.

103

büyük gelmek

kıyafet, bol ve geniş olmak.

113

büyük görmek (bilmek, tutmak)

kendini veya başkasını olduğundan üstün saymak, yüceltmek.

48

büyük laf etmek

büyük söz söylemek.

107

büyük oynamak

1) çok para koyarak kumar oynamak; 2) mec. büyük risk ve beklentilerle bir işe girişmek.

41

büyük sözüme tövbe!

bir konuda çok kesin konuşulduğunda tersi bir durumun başa gelmemesi dileğini belirten bir söz: 'Büyük sözüme tövbe, hatır ve hayalime bile getiremem.' -S. M. Alus.

109

büyük yemin etmek

bir şeyi yapmamak konusunda en kutsal şeyler üzerine ant içmek.

53

büyükle büyük, küçükle küçük olmak

her yaş ve durumdaki kişilere karşı dostça, arkadaşça davranmak.

121

büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpmek

saygı ve sevgi göstermek: 'Buralara kadar zahmet ettiniz, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.' -H. Taner.

109

büyüklük göstermek

gönül ululuğu göstermek: 'İnsan yaptığı işler ve bıraktığı eserlerle büyüklüğünü gösterir.' -A. Gündüz.

118

büyüklük satmak

gururlanıp üstünlük taslamak: 'Bir eski muallime olan annem, istese de büyüklük satamazdı, elinden gelmezdi.' -O. Kemal.

111

büyüklük taslamak

kendini üstün görmeye çalışmak, böbürlenmek: 'Düne kadar kibir onların, büyüklük taslamak onların.' -N. Cumalı.

103