Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

delik deşik olmak

1) bir canlının vücudunda bir araçla birçok yara, kesik oluşmak: '... düşman süngüleriyle delik deşik olmaktansa tabancasını şakağına dayayıp tetiği çekmeyi düşünüyordu.' -N. Cumalı. 2) bir şeyin her yanı delinmek: 'Adamın kuruyup kalan kanının üstüne delik deşik olan yatakların pamukları saçıldı.' -L. Tekin.

111

delik eğirmek

argo hapse girmek, tutuklanmak.

114

deliliğe vurmak

kendini deli gibi göstermek.

41

deliliği tutmak

delice davranmak.

103

delinin eline değnek vermek

kötülük yapabilecek bir kimsenin davranışlarını kolaylaştırmak.

115

deliye dönmek

1) çok sevinmek: 'Haber aldığı gün âdeta deliye dönmüş.' -H. F. Ozansoy. 2) çok üzülmek: 'En bildiği derste bile kopya çeker, çekmezse hasta olur, deliye döner.' -H. Taner. 3) çok kızmak: 'Patronun deliye döndüğünden habersizce geldi, elindeki şemsiyeye yapıştı.' -R. Ilgaz.

106

dem çekmek

1) kuşlar uzun ve güzel ezgiler çıkarmak: 'Akasya dallarında bir tek bülbül uzun uzun dem çekiyor.' -H. Taner. 2) şaka içki içmek.

55

dem dökmek

kadınlar aybaşında kan yitirmek.

118

dem tutmak

bir çalgıya başka bir çalgı veya sesle eşlik etmek: 'Dinî seslere şarkı, çalgı sesleri cevap verir, onlara âdeta dem tutardı.' -A. Ş. Hisar.

115

deme gitsin

'anlatılması güç, anlatılamaz' anlamında kullanılan bir söz: Öyle sevindim ki deme gitsin.

114

demeç vermek

yetkili bir kimse bir konuda yayın organlarına açıklama yapmak, beyanat vermek.

112

demediğini bırakmamak (koymamak)

birisi için kırıcı, ağır, ileri geri konuşmak.

92

demek istemek

1) bir şeyi anlatmak istemek: 'Gazete yazarlığını, edebiyatın, sanatın dışında sayanların ne demek istediklerini hiçbir zaman anlamadım.' -N. Ataç. 2) bir düşünceyi söylemek istemek.

102

demek olmak

anlamına gelmek: Sene 'yıl' demektir, senevi de 'yıllık' demek olacak.

54

demem o (ki)

hlk. 'benim söylemek istediğim' anlamında kullanılan bir söz.

108

demir almak

den. 1) gemi yola çıkmak için çıpasını denizden çekmek, gitmeye hazırlanmak: 'Artık demir almak günü gelmişse zamandan / Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan' -Y. K. Beyatlı. 2) mec. ölmek, çekip gitmek.

112

demir atmak

den. 1) gemi çıpasını denize salmak: 'Açıkta demir atmış kotrayı görüyor musun?' -F. R. Atay. 2) mec. bir kimse bir yerde uzun süre kalmak.

116

demir gibi

1) çok sağlam: 'Ben akide yemedim, gönlümde yumuşaklık yok, midem demir gibi.' -H. R. Gürpınar. 2) çok güçlü, çok kuvvetli: 'Demir gibi kolları vardı.' -S. F. Abasıyanık.

113

demir taramak

gemi rüzgâr veya akıntı yüzünden çıpasını sürümek.

111

demir üzerinde

den. demirini almış ve kalkmaya hazır (gemi).

107

demirbaştan düşmek

demirbaş listesinden çıkarmak, kaydını silmek.

120

Demokles'in kılıcı

her an gerçekleşebilecek tehlike.

96

deneme tahtasına çevirmek

bir şey üzerinde bilgisizce tedavi, onarım vb. işler yapmak.

112

deneyim kazanmak

deneyimli duruma gelmek.

112

dengeli kılmak

huzura, düzene kavuşturmak: 'Sevgimde bir azalma olsaydı, bu bir bakıma beni dengeli kılardı.' -E. Bener.

114

dengesi bozulmak

1) dik durumdan düşecek duruma gelmek; 2) tanınan ve bilinen ölçülerin dışına çıkmak; 3) tutum ve davranışlarında tutarlılık olmamak; 4) mec. aralarında ilişki bulunan şeyler arasındaki uyum bozulmak.

42

dengi dengine

uygun olanıyla: 'Şehrin ortasında bir kurulu düzen var ki dengi dengine işleyip duruyor.' -N. Meriç.

117

dengine getirmek

punduna getirmek.

103

dengiyle karşılamak

kendisine yapılan bir işin karşılığını aynı değerde iş yaparak vermek.

104

deniz bindirmek

denizde birden fırtına çıkmak.

106