Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

eli mahkûm olmak

mecbur durumda kalmak.

45

eli para görmek

eline para geçmek: 'Elli yaşlarına doğru pazarcılık yapmaya başladı; eli para gördü, yüzü güldü.' -Ü. Dökmen.

122

eli silah tutmak

silah kullanabilmek.

47

eli varmamak (gitmemek)

bir işi yapmaya gönlü razı olmamak: 'Temiz yere kolay çöp atamazsınız. Eliniz varmaz.' -H. Taner.

50

elifi mertek sanmak

çok cahil olmak: 'Bir şişe görürsün, üstünde 'ilaç' yazar. Benim gibi elifi mertek sanan takımdansan şurup sanır içersin, zehirlenir ölürsün.' -R. N. Güntekin.

121

elimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi

elini sallasa ellisi, başını sallasa tellisi.

47

elinde avucunda nesi varsa

'maddi olarak sahip olduğu her şey' anlamında kullanılan bir söz.

47

elinde bulunmak (olmak)

o şeye sahip bulunmak.

115

elinde büyümek

1) büyütülmek, bakılmak: 'Çocuklar Nimet Hanım adında bir kadının elinde büyüdüler.' -R. N. Güntekin. 2) eğitilmek, bilgi, görgü ve terbiye sahibi olmak, yetiştirilmek: 'Üstadım, ben sizin elinizde büyüdüm, sizden feyzaldım.' -F. F. Tülbentçi.

106

elinde kalmak

1) birinin bakımında, yönetiminde olmak; 2) bir şey satılamayıp sahibinde kalmak.

117

elinde olmak

1) bakımı, gözetimi altında olmak; 2) egemenliği altında, yetkisinde olmak.

117

elinde patlamak

1) bir şey satılamayıp sahibinde kalmak; 2) haber vb.ni uygun zamanda kullanamayıp fırsatı kaçırmak.

113

elinde tutmak

1) kendi tekelinde bulundurmak, başkalarına kaptırmamak; 2) bir malı satmayıp bekletmek.

104

elinden (bir şeyi) düşürmemek

sürekli onunla ilgilenmek: 'Kendileri sanata çok meraklılar, ellerinden hiç kitap düşürmezler.' -M. İzgü.

113

elinden almak

bir şeyden mahrum etmek: 'Özgürlüklerini ellerinden alıp birer araç hâline getiriyor onları.' -A. Erhat.

109

elinden bir iş (şey) gelmemek

çaresizlikten veya yeteneksizlikten bir iş yapamamak: 'Matbu kâğıtları doldurmaktan başka elinden bir iş gelmez, sorulmadıkça kendiliğinden konuştuğu görülmezdi.' -R. H. Karay.

108

elinden bir kaza (sakatlık) çıkmak

istemeyerek birini yaralamak veya öldürmek: 'Belki elinden bir kaza çıkar diye evine girmeye cesaret edemezdi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

116

elinden geleni ardına (arkasına) koymamak

yapabileceği bütün kötülükleri yapmak: 'Düşüncesini en iyi biçimde anlatabilmek için elinden geleni ardına koymamıştır.' -S. Birsel.

126

elinden geleni yapmak

gücünün yettiği kadarını yapmak: 'Bunu başarmak için elinden geleni yapacaksın, dedi.' -İ. O. Anar.

48

elinden gelmek

yapabilmek: 'Nesir az çok benim de elimden geldiği için midir nedir kabul edemiyorum şiirden güç olduğunu.' -N. Ataç.

123

elinden hiçbir şey kurtulmamak

her şeyi becerebilmek.

42

elinden iş çıkmamak

çabuk iş görememek.

116

elinden iyi iş gelmek

becerikli, hünerli olmak.

121

elinden kan çıkmak

cinayet işlemek: 'Kırk kanını Allah'a affettirmeye çalışırken kazara, elinden yeni bir kan çıkmıştı.' -Ö. Seyfettin.

109

elinden kurtulmak

birinden kaçmayı başarmak: 'Birtakım bahanelerle elimden kurtulacağını mı sanıyorsun?' -A. M. Dranas.

122

elinden tutmak

1) yardım etmek; 2) kayırmak.

111

eline (elinize veya ellerinize) sağlık

el emeği ile güzel bir şey yapana söylenen iyi dilek sözü.

106

eline almak

1) bir işin veya yerin yönetimini üstlenmek; 2) bir işi kendi yapmaya başlamak.

102

eline ayağına üşenmemek

her türlü ayak hizmetini yüksünmeden yapmak, hamarat olmak.

114