Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

elde avuçta (ne varsa)

sahip olunan mal, para vb., her şey: 'Ailesi de elde avuçta ne var ne yok satarak İstanbul'a göçmek zorunda kalmıştı.' -H. Topuz.

106

elde etmek

1) bir şeye sahip olmak: 'O parlak siyah gözler, onları bir daha elde edemeyecek miydi?' -H. Z. Uşaklıgil. 2) bir kimseyi kendi hizmetine almak veya kendinden yana çekmek.

127

elde kalmak

geride kalmak: 'Çöküyor dört tarafa uğursuz bir karanlık / Elde kalan, çökmeyen bir şey var: Kahramanlık' -F. N. Çamlıbel.

116

elde tutmak

sahibi olsun olmasın, bir malı mülkiyeti altında bulundurmak, zilyet olmak.

117

elden ağza yaşamak

günlük kazancı ancak gereksinimlerini karşılayacak kadar olmak.

114

elden almak

1) bir malı pazara çıkarılmadan sahibinden doğrudan satın almak; 2) herhangi bir şeyi biriyle yüz yüze görüşerek almak.

120

elden ayaktan düşmek (kesilmek)

yaşlılık sebebiyle veya sağlığı büsbütün bozularak çalışamaz duruma gelmek: 'Ve gün battığı zaman artık Gülbahar'ın hâli kalmamış, elden ayaktan kesilmişti.' -Y. Kemal.

109

elden bırakmamak (düşürmemek)

bir şeyle sürekli ilgilenmek, elden düşürmemek.

113

elden çıkarmak

1) bir şeyin sahipliğini başkasına geçirmek, satmak: 'Eskilerden bir kısmını yok pahasına elden çıkarmak gerekecek.' -H. Taner. 2) yitirmek: 'Sanki o, kaçırdığım, elden çıkardığım bir fırsattı.' -N. F. Kısakürek.

44

elden çıkmak

1) malı olmaktan çıkmak, malı satılmak; 2) kaybedilmek: 'Selanik elden çıkınca ailesi İzmir'e göçmüştür.' -A. İlhan.

115

elden ele dolaşmak (gezmek)

iyi nitelikleri dolayısıyla çok ilgi görmek, çok beğenilmek: 'Gönülden Sesler, Meşrutiyet gençliğinin elden ele dolaşan kitabı idi.' -Y. Z. Ortaç.

113

elden ele geçmek

çok sahip değiştirmek: 'Elden ele geçen ve fiyatı giderek artan bu silahlar eski ve güçsüzdür ama çetecilik için yeterlidir.' -A. Kutlu.

105

elden geçirmek

eksiklik veya bozukluklarını gidermek veya denetlemek için incelemek: 'Otomobil tamircisi bir akrabaları varmış, o da arabayı elden geçirmiş.' -E. Bener.

60

elden gel!

argo 1) ver! Elden gel bakalım iki papeli. 2) tkz. kutlamak amacıyla söylenen bir söz.

120

elden geldiği kadar

yapılabildiği, olabildiği kadar: 'Müsteşardan kapıcıya kadar bütün nezaret mensupları elden geldiği kadar gayret ettiler.' -R. N. Güntekin.

109

elden gelmemek

yapamamak, dayanamamak: Bu üzücü durum karşısında ağlamamak elden gelmiyor.

118

elden kaçırmak

elde edilebilecek bir şeyden türlü sebeplerle yararlanamamak: 'Cin yahut periler bu evi elden kaçırmamak için ne kadar hırçınlık etseler yeridir.' -R. N. Güntekin.

113

elden kaçmak

1) sahip olamamak; 2) değerlendirememek: 'Kibar kıyafetli bir hanım, elden kaçmış eski fırsatların hırsı gözlerinde parlayarak dedikodu yapmaya başladı.' -R. H. Karay.

112

elden ne gelir?

çaresiz bir durumda yapılacak bir şey olmadığını anlatan bir söz: 'Elden ne gelir, merdivenden düşüp ayak kırılırsa.' -A. K. Tecer.

112

ele alınır

oldukça iyi, işe yarar.

116

ele alınmaz

çok kötü, berbat.

105

ele almak

1) bir şey üzerinde çalışmaya başlamak: 'Sözlerini bambaşka bir anlayışla ele almış ve kendi kendine sormuştu.' -T. Buğra. 2) bir konuyu görüşmek; 3) bir konuyu incelemek, araştırmak: 'Kamu düzeniyle ilgili bu konuların yanında toplum ve aile sorunları da ele alınıyordu.' -M. And. 4) herhangi bir şeyi iş edinmek: 'Fakat dediğim gibi ben yüzsüzlüğü ele almıştım.' -R. N. Güntekin.

123

ele avuca sığmamak

1) söz dinlememek, baskı altına alınmamak, zapt edilememek: 'İzmir'deyiz. Ele avuca sığmaz haşarı bir çocuğum.' -R. N. Güntekin. 2) şımarık davranmak: 'Hani vatandaşlarımız da güç, ele avuca sığmaz, kanmaz, doymaz insanlar olsa bari!' -F. R. Atay.

106

ele bakmak

1) avuç içindeki çizgilere bakıp kişinin geleceğini okumak, el falına bakmak; 2) muhtaç olmak.

46

ele geçirmek

1) yakalamak: 'Hele onu bir elime geçireyim, görürsün, burnundan getireceğim.' -H. Topuz. 2) sahibi olmak: 'İstanbul'u ele geçirmek için bu muharebeye girdiklerini ilan etmekten başka bir şey yapamadılar.' -Ö. Seyfettin.

50

ele geçmek

1) yakalanmak: 'Nihayet bir defasında tam iki ay izini kaybetmiş, bir türlü ele geçmemişti.' -R. H. Karay. 2) edinilmek.

120

ele gelmek

1) tutulabilmek; 2) bebek kucağa alınacak kadar büyümüş olmak.

110

ele vermek

1) suçlu bir kimseyi haber verip yakalatmak, ihbar etmek: 'O adamlar kim ise haber vermeli, dikkat etsinler, kendilerini sakın ele vermesinler.' -H. E. Adıvar. 2) herhangi kötü bir şey yapanın yaptığını herkese bildirmek; 3) ortaya çıkarmak.

109

elekten geçirmek

1) elemek; 2) ayıklamak; 3) araştırma sonunda doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü ayırmak.

107

elektriği kesmek

elektrik enerjisinin akışına engel olmak.

106