Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

el elde baş başta

elde bulunan her şeyin tükendiğini anlatan bir söz: 'Balya'da beş on lira kazanmıştı. Onları da yedik, el elde baş başta.' -R. N. Güntekin.

125

el ele vermek

1) el tutuşmak: 'Haydi, ateş dansı yapalım deniyor, el ele verip bir halay çekiyoruz.' -A. Erhat. 2) mec. birlikte davranmak, bir konuda birleşmek: 'Yoksa el ele verip hep beraber dünyayı mı uçuralım?' -N. F. Kısakürek.

105

el emeği göz nuru

yapımı uzun zaman alan ve çok emek isteyen iş, el işi göz nuru.

41

el ense çekmek (etmek)

1) sp. güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmak amacıyla çekmek; 2) mec. yenmek, mağlup etmek.

52

el etek öpmek

1) bir işi yaptırmak için çok yalvarmak; 2) yaltaklanmak.

140

el etek tutmak

tarikata girmek, derviş olmak.

122

el etmek

1) bir kimseyi el işaretiyle çağırmak: 'Hemen ablasına bulunduğu yerden el etti.' -N. Cumalı. 2) uzaktan el sallamak.

120

el işi göz nuru

el emeği göz nuru.

105

el iyisi olmak

yakın çevresine değil, yabancılara yardımcı olmayı sevmek.

116

el kadar

çok küçük, küçücük.

111

el kaldırmak

1) oy verdiğini veya söz istediğini elini kaldırarak belirtmek; 2) birine, bir şeye vurmaya kalkışmak: 'İtlerden birine el kaldırmanın cezası ölüm idi.' -M. İzgü.

109

el kapısına düşmek

yabancıya muhtaç olmak: 'Başından nasıl bir sergüzeşt geçmişti de böyle el kapılarına düşmüştü?' -R. H. Karay.

114

el katmak

1) bir işe karışmak, müdahale etmek; 2) bir işin yapılmasına yardım etmek.

116

el kazanıyla aş kaynatmak

başkasının hazırladığı imkânları kendi hesabına kullanarak iş çevirmek.

110

el ovuşturmak

1) birinin karşısında ezilip büzülmek; 2) birinin kötü duruma düşmesine içten içe sevinmek.

52

el pençe

el pençe divan.

116

el pençe divan

1) saygı gösterilen kimse karşısında el kavuşturmuş bir biçimde: 'Doğruldu, el pençe divan durdu, başını önüne eğdi.' -P. Safa. 2) aşırı saygı göstererek: 'Dayımı el pençe divan karşılar, ne yiyip ne içeceğini sormazdı, çünkü bilirdi.' -A. Boysan.

143

el sıkışmak

pazarlıkta anlaşmak.

54

el sıkmak

selamlaşmak için birinin elini tutmak.

113

el sürmemek

1) dokunmamak, değmemek; 2) bir işi yapmamak, ilgilenmemek: 'Canım dalga geçmek, akşama kadar bir şeye el sürmemek istiyordu.' -Ö. Seyfettin.

118

el tazelemek

bir işte yorulan kimse yerine başka birini getirmek.

115

el tutmak

bir iş uzun süre uğraştırmak, vakit kaybettirmek.

46

el uzatmak

1) birinden bir hakkı almaya kalkışmak: 'Ne var ki niye bizim lokmamıza el uzatırlar?' -A. İlhan. 2) yardım etmek: 'Sözü geçecek, en umulmadık bir zamanda kendine el uzatabilecek bir adam olmadığı nereden belli?' -R. N. Güntekin.

49

el vermek

1) yardım etmek; 2) esk. tarikatlarda mürşit, bir müride, başkalarına yol gösterme izni vermek; 3) halk hekimliği ile uğraşan kimse bilgilerini bir başkasına öğretmek; 4) kâğıt oyunlarında elde olan veya olmayan sebeplerle oyun üstünlüğünü karşı tarafa bırakmak.

98

el vurmamak

bir işi yapmaya yanaşmamak ve başlamamak.

119

el(I) el koymak

1) bir yolsuzluğu ortaya çıkarmak, incelemek, vaziyet etmek; 2) üstüne konmak: 'Herkesin olan bir olanağa el koyup onu kendi çıkarına kullananı neden seveyim?' -A. Ağaoğlu. 3) zorla almak: 'Bizi işimizde gücümüzde serbest bırakmak şöyle dursun, çoluk çocuğumuzun nafakasına el koymaya kalkıştılar.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 4) işi üzerine almak, sorumluluğu üstlenmek: 'Annem hemen işe el koydu.' -A. Kutlu. 5) yetkili organ bir malı veya bir kuruluşu kendi yönetimine almak.

114

elaman çekmek

bezginlik gösterip yakınmak.

93

elaman demek

çok bezmek.

118

elde (elinde) olmamak

iradesi dışında gerçekleşmek: 'Elinde olmadan başını kaldırdı ve göz göze gelince de konuşmak zorunda kaldı.' -T. Buğra.

113

elde avuçta (bir şey) kalmamak

mal ve parasını harcayıp bitirmiş olmak.

115