Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

fasit olmak

namaz, oruç, abdest vb. bozulmak.

42

fasulye gibi kendini nimetten saymak

kendine çok değer vermek, kendini bir şey sanmak.

43

fasulye sırığı gibi

zayıf, sıska ve çok uzun boylu: 'Fasulye sırığı gibi üç buçuk akasya ile park mı olurmuş?' -T. Buğra.

120

fatura etmek

faturalamak.

113

fatura kesmek

satılan bir şey için fatura düzenlemek.

123

faturasını (birine) çıkarmak (ödetmek)

sorumluluğu birine yüklemek.

42

fayda etmemek

etkisi olmamak, işe yaramamak, yararlı olmamak: 'Hekimler epeyce çalıştılar, ilaç verdiler, kan aldılar ise de fayda etmedi.' -M. Ş. Esendal.

117

fayda vermemek

yararlı olmamak.

118

faydalı olmak

yararlı olmak: 'Şu seyyahlar İstanbul'a faydalı oluyorlar mı bilmem ama bana zararları dokundu.' -N. Hikmet.

111

faydası dokunmak

yararı dokunmak: 'Şimdiye kadar bana iki paralık faydan dokundu mu ki her gün alacaklı gibi gırtlağıma sarılıyorsun!' -R. N. Güntekin.

111

faydası olmak

yararı olmak: 'Kimseye faydası olmayıp da yalnız kendi nefsine ayırdığın servet, asla makbul değildir.' -A. Kabaklı.

47

faydasını görmek

1) yarar sağlamak: 'Faydasını gördüğümüz ve faydasını görürsek tekrar etmemizi doktor tavsiye ettiği için reçeteyi yine aldım ele.' -N. Hikmet. 2) kâr elde etmek.

113

faydasız baş mezara yaraşır

'yaşayan kimse bir işe yaramalıdır, bir işe yaramayan kimsenin ölüden farkı yoktur' anlamında kullanılan bir söz.

107

fayrap etmek

1) ocağın ateşini harlandırmak; 2) argo herhangi bir işi veya şeyi hızlandırmak: Beleş rakıyı bulunca fayrap etti. 3) argo açmak, çıkarmak: Pencereleri fayrap etti. Gömleği fayrap etti.

112

fazla gelmek (kaçmak)

çekilmeyecek, bıktıracak, tedirgin edecek bir durum almak.

112

fazla kaçırmak

alışılmış olan ölçüden çok içmek, yemek veya konuşmak.

116

fazla mal göz çıkarmaz

'ne kadar ve ne türden mal olursa olsun elden çıkarılmamalıdır' anlamında kullanılan bir söz.

122

fazla olmak

dayanma gücünü aşacak davranışlarda bulunmak, çok olmak.

110

fazlalık etmek

birinin varlığı, bulunduğu yerde gereksiz olmak.

115

feda etmek

kıymak, gözden çıkarmak: 'Her şeyi feda ederek onun peşine takılmış.' -H. C. Yalçın.

52

feda olmak

uğrunda yok olmak: Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

116

feda olsun!

'varsın gitsin, uğrunda yok olsun!' anlamında kullanılan bir söz: 'Böyle harmancı çingeneler, sana düzinelerle feda olsun!' -O. C. Kaygılı.

45

fedakârlığa katlanmak

bir amaca, bir emele ulaşmak için birçok sıkıntıya, üzüntüye, güçlüğe dayanmaya çalışmak.

114

fedakârlık etmek

1) özverili davranmak: 'Kadınlar fedakârlık ettikleri erkekleri severler.' -P. Safa. 2) azlığına katlanmak, az oluşu ile yetinmek, vazgeçmek: 'İlk defa ömründe yemek saatinden fedakârlık etti.' -E. İ. Benice.

48

fedakârlık yapmak (göstermek)

özverisini ortaya koymak: 'Yalnız rica ederim, bir an için zahmet ve fedakârlık daha yapın!' -H. F. Ozansoy. 'Arkadaşının karısına gösterdiği fedakârlığı o karısına gösteriyordu.' -N. Cumalı.

116

felah bulmak

kurtulmak, onmak: 'Kadın delifişeğin biri ise yine felah bulamazsın.' -R. H. Karay.

52

felç gelmek

inme inmek: 'Babam kendisine felç geldiği zaman beni affetti ve çağırttı.' -P. Safa.

115

felç olmak

1) inme inmek; 2) bir iş içinden çıkılamaz durum almak, tıkanmak.

115

feleğe küsmek

talihten yakınmak, şanstan ümidini kesmek.

112

feleği şaşmak

argo feleğini şaşırmak.

115