Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

feleğin çemberinden geçmek

hayatta acı tatlı günler görmüş geçirmiş olmak, olgunlaşmış, deneyim kazanmış olmak: 'Oyuna bir de kalender, feleğin çemberinden geçmiş ihtiyar komiser koyacaksınız.' -H. Taner.

122

feleğin sillesini yemek (sillesine uğramak)

büyük bir yıkıma uğramak.

100

feleğini şaşırmak

argo ummadığı bir durumda kalmak, şaşkınlık içine düşmek: 'Bir gün burada koyu ateş renginde bir hotoz görmüştür ki feleğini şaşırmıştır.' -S. Birsel.

120

felek yâr olursa

'bir terslik çıkmazsa, şartlar uygun giderse' anlamında kullanılan bir söz.

122

felek, kimine kavun yedirir kimine kelek

'bu dünyada kimi insanlar mutluluk içinde yaşarlar, kimileri de talihsizdirler' anlamında kullanılan bir söz.

116

felekten bir gün (gece) çalmak

güzel bir gün veya gece geçirmek.

123

felekten kâm almak

güzel vakit geçirmek, istediği gibi eğlenmek.

120

felsefe yapmak

1) olayların sebep ve sonuçları üzerine kendince soyut birtakım düşünceler ileri sürmek: 'Sana su şehirlerinin felsefesini yaptım.' -H. C. Yalçın. 2) bilgiçlik taslamak: 'Saldırmak onun içgüdülerinden biridir ve yöntemi çekiçle felsefe yapmaktır.' -S. Birsel.

131

fena bulmak

ölmek, yok olmak.

107

fena değil (sayılmaz)

oldukça iyi.

118

fena yapmak

kötü duruma düşürmek.

115

fenalık etmek

kötülük etmek, kötülükte bulunmak: 'Bilmeyerek sütnineciğime ve kendime büyük bir fenalık etmiştim.' -R. N. Güntekin.

124

fenalık geçirmek (gelmek veya çökmek)

kendini bilmeyecek veya bayılacak bir duruma gelmek: 'Ben biraz fenalık geçirdim de eczaneden rica ettik.' -B. Felek.

111

fenasına gitmek

üzülmek, gücenmek, kırılmak, sinirlenmek.

109

fenaya çekmek

söylenen bir sözü kötü tarafından anlamak.

120

fenaya sarmak

iş veya durum kötüye gitmek.

48

fener çekmek

1) elinde fenerle önden gitmek: 'Fener çeken çocuk, herkese yolunu göstermek mecburiyetinde.' -B. Felek. 2) mec. bir kalabalığa önderlik etmek.

117

feneri nerede söndürdün

şaka geç kalanlara takılmak için söylenen bir söz.

123

fenersiz yakalanmak

beklenmedik bir zamanda istenmeyen bir durumla karşılaşmak.

92

fennini almak (kapmak)

bir işin inceliklerini, püf noktalarını kavrayıp o alanda usta olduğunu göstermeye başlamak.

46

fent çevirmek

düzen, hile yapmak.

113

feragat etmek (göstermek)

hakkından vazgeçmek, el çekmek: 'Beni çıkardığı tahtımdan arzumla feragat edeceğim.' -R. H. Karay.

46

ferah tutmak

iç rahatlığını, huzurunu korumak: 'Kendinizi ferah tutunuz. Canınızı hiçbir şeye sıkmayınız.' -Ö. Seyfettin.

110

ferahlık duymak

içinin açıklığını, rahatlığını hissetmek: 'Şimdi karşımda alevden bir duvar görüyor, içimde bir ferahlık duyar gibi oluyorum.' -A. Ağaoğlu.

113

ferahlık vermek

iç açmak, rahatlık hissettirmek: 'Yeni boyanıp temizlenmiş bir ev gibi havası ferahlık veriyordu.' -R. H. Karay.

108

ferih fahur yaşamak

bağımsız, bağlantısız bir biçimde yaşamak: 'Nesir kendini nazımdan ayırarak gazetelerde, kitaplarda, kürsülerde, mikrofonlarda ferih fahur yaşıyor.' -O. V. Kanık.

111

feriştahı gelse

argo 1) 'en güçlüsü, en yetkilisi, en üstünü olsa' anlamında kullanılan bir söz; 2) 'en iyisi olsa' anlamında kullanılan bir söz.

129

ferman çıkarmak

1) padişah tarafından herhangi bir konuda emir verilmek; 2) yetkili bir kimse tarafından buyruk verilmek.

115

ferman dinlememek

yasa, kural, yol yöntem tanımamak.

44

ferman sizin

'siz nasıl isterseniz öyle olsun' anlamında kullanılan bir söz.

110