Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

göğüs bağır açık

özensiz bir kılıkta: 'Göğüs bağır açık, ellerinde pankartlarla yürütüyorlar bu savaşı.' -N. Cumalı.

112

göğüs geçirmek

üzülerek derinden soluk almak: 'Birdenbire sustu ve göğüs geçirdi, hüzün, dertlenme derecesini bulmuştu.' -T. Buğra.

114

göğüs germek

bir güçlüğe karşı koymak, dayanmak: 'Hayatın lezzetleri içinde yüzen bizler, elbette geçici birçok zahmetlere katlanmaya ve birçok zorluklara göğüs germeye mecburduk.' -A. Ş. Hisar.

107

göğüs vermek

eziyete, sıkıntıya katlanmak, tahammül etmek: 'Ben, onun hatırı ve hatırası için daha ağırlarına da göğüs verirdim.' -R. N. Güntekin.

108

gök delinmek

birdenbire çok ve hızlı yağmur yağmak.

104

göklere çıkmak

pek çok yükselmek.

55

gökte ararken yerde bulmak

çok güçlükle ele geçirebileceğini sandığı şeyi veya kimseyi birdenbire bulmak: 'Merhaba dostum / Seni gökte ararken / Yerde buldum' -B. Necatigil.

116

gökten zembille mi indi

1) 'Tanrı'nın özel olarak gönderdiği, saygınlık görmesini istediği bir kişi mi?' anlamında kullanılan bir söz; 2) 'uğraşmadan, didinmeden, kendiliğinden mi türedi?' anlamında kullanılan bir söz: 'Biz Anadolu'nun ortasına gökten zembille mi indik?' -O. S. Orhon.

100

göl olmak

gereksiz olarak bir yerde su toplanmak, göllenmek.

114

gölge düşmek

bir şey üzerine karaltı inmek, üzerine gölge gelmek.

109

gölge etmek

1) ışığa engel olmak; 2) mec. engel olmak; 3) mec. gereksiz yere rahatsız etmek: 'Gölge etme, başka ihsan istemem.' -Diyojen.

41

gölge gibi

varlığını belli etmeden, gizlice: 'Bunlar yekdiğerlerine tutunarak birer gölge gibi duvara siftine, inleye, ıkına orada duran arabalara tırmanmaya başladılar.' -A. H. Müftüoğlu.

101

gölgede (gölgesinde) kalmak

adı sanı pek duyulmamak, ön plana çıkamamak, daha az ünlü olmak: 'Önce akranlarının gölgesinde kaldı, sonraları kendinden sonra yetişen şairler gölge ettiler önüne.' -N. Cumalı.

47

gölgesine sığınmak

birinin emri altına girmek: Yakınları bağışlatınca da ayaklarına kapanarak gölgesine sığınmıştı.

116

gölgesine yatmak

daha önce elde edilen para, makam, ün vb.ne sığınarak zaman geçirmek veya bundan yararlanmak: 'O, büyük aktörlüğün gölgesine yatmış, günlerini stüdyolara telefon etmekle geçiriyor.' -A. İlhan.

115

gömlek değiştirmek

1) yılan üst derisini değiştirmek; 2) mec. huy veya düşünce değiştirmek: 'Toplumun gömlek değiştirmesi, siyasal karmaşa elbette onları da etkiliyor.' -S. İleri.

99

gömlek eskitmek

deneyim kazanmış olmak.

104

gönderme yapmak

konuşurken veya yazarken başka kaynak veya olaylarla bağlantı kurmak.

106

gönlü akmak

birine karşı güçlü sevgi duymak: 'Bu delikanlının kıza, bu kızın delikanlıya gönlü akınca insanın yüreği kabarıyor.' -R. N. Güntekin.

96

gönlü bulanmak

1) kusacak gibi olmak; 2) mec. kuşkulanmak.

52

gönlü çekmek

imrenip istemek.

51

gönlü çelinmek

güzel sözlere aldanmak, kapılmak.

114

gönlü çökmek

yaşama gücü azalmak, ruhsal dengesi bozulmak.

118

gönlü düşmek

âşık olmak: 'Çaydan üç güvercin uçtu / Benim gönlüm sana düştü' -Halk türküsü.

107

gönlü istemek

dilemek, kuvvetle içten arzulamak: 'Gönül istiyordu ki böyle büyük sanatçılara hastalıklar hiç değmesin, onlardan uzak olsun.' -C. Uçuk.

103

gönlü kalmak

1) isteyip de edinemediği bir şeyi istemekten vazgeçmemek; 2) gücenmek.

128

gönlü kanmak

bir işle ilgili kaygısı kalmamak, mutmain olmak, müsterih olmak.

43

gönlü kaymak

sevmeye eğimli olmak.

47

gönlü kırılmak

üzülmek, incinmek, yerinmek: 'Bunları duymakla gönlüm kırıldı.' -A. Ş. Hisar.

112

gönlü razı olmamak

istememek: 'Ama Salih'in gönlü buna razı olmaz, bu yüzden de sorunları yarım ağızla cevaplandırırdı.' -T. Buğra.

61