Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

hadi oradan

haydi oradan.

122

hadise çıkarmak

olay çıkarmak: 'Gürültü etmeden, iz bırakmadan, hadise çıkarmadan çalışıyorlar, arılar gibi.' -E. M. Karakurt.

111

hafakanlar basmak (boğmak)

sıkıntıdan bunalmak.

116

hafızayı yoklamak

hatırlamaya çalışmak: 'Hafızamı yokluyorum, bu imza ile karşılaştığım gün, yirmi yılın gerisinde.' -Y. Z. Ortaç.

113

hafif atlatmak

kötü bir durumdan çok az bir zararla kurtulmak.

109

hafif gelmek

1) ağırlığı fazla olmamak: 'Çok hafif geldiği için düvene ağır bir taş oturtmuşlardı.' -R. Enis. 2) mec. önemsiz görmek, değer verilmemek.

40

hafife almak

küçümsemek, önemsememek.

63

hafiflik etmek

yakışıksız bir davranışta bulunmak veya söz söylemek.

98

hafiften almak

önemsiz bulup üzerine düşmemek, yeterince ilgilenmemek.

44

hafta sekiz, gün dokuz

'tedirgin edercesine sık sık' anlamında kullanılan bir söz: O, hafta sekiz, gün dokuz bizdedir!

113

hah şöyle

ha şöyle: Hah şöyle, biraz kendini göster!

122

hak (hakkını) yemek

başkalarının hakkını vermemek: 'Hem benden haber bekleyen okuyucularımın hakkını yiyor, öteki genç okuyucularımın kalbini kırıyorum.' -O. V. Kanık.

49

hak etmek

1) bir emek karşılığı hakkı olan şeyi elde etmek, hak kazanmak: 'Mutlu, başarılı, kendine güvenmeyi hak etmiş birisi.' -T. Buğra. 2) layık olduğu kötü karşılığı almak; 3) bir başarı dolayısıyla ödüllendirilmek: 'Kadın dergileri bizi göklere çıkarıyorlardı, bunu da hak etmemiştik.' -A. Ağaoğlu.

117

Hak getire

'yoktur, bulunmaz, ne arar' anlamında kullanılan bir söz.

45

hâk ile yeksan etmek (olmak)

1) yapı, şehir vb. için temelinden yıkıp harap etmek, bütünüyle ortadan kaldırmak veya kalkmak; 2) yapı, şehir vb. için temelinden yıkıp harap olmak, bütünüyle ortadan kaldırmak veya kalkmak.

117

hak kazanmak

emeğin karşılığını alabilecek duruma gelmek: 'Senin kadar kimse kendi vatanına sahip olmaya hak kazanamamıştır.' -A. H. Müftüoğlu.

106

hakaret görmek

ağır veya küçültücü davranış görmek, aşağılanmak: 'Hakkı da var, tecavüze uğramayan, hakaret görmeyen kalmıyor.' -A. Gündüz.

41

hakaret saymak

bir sözü veya davranışı hakaret olarak kabul etmek.

112

hakikatsiz çıkmak

yakınlığı ve bağlılığı sürekli olmamak: Dost bildiğim insan hakikatsiz çıktı.

110

hakir görmek

önemsememek, değer vermemek, küçümsemek, küçük görmek, hor görmek.

104

Hakk'ın rahmetine kavuşmak (Hakk'a kavuşmak, Hakk'a yürümek)

ölmek: 'Hüsmen Hakk'a kavuştu diye mırıldandı.' -R. H. Karay.

97

hakkı geçmek

1) birinin payından başkası almış olmak; 2) birinde veya bir şeyde emeği olmak: 'Hemen hanım teyzemin elini öpmeye gideyim, dedim. Az hakkı mı geçmiştir bana?' -H. R. Gürpınar.

37

hakkı olmak

1) payı, alacağı, hissesi olmak; 2) sözünde, düşüncesinde, iddiasında haklı olmak.

102

hakkı ödenmemek

birinin iyiliklerine, emeklerine karşılık olarak ne yapılsa az olmak.

117

hakkı var

'doğru düşünüyor, doğru söylüyor, doğru davranıyor' anlamında kullanılan bir söz: 'Hakkınız var; dağ, çöl ve deniz hasreti dinmez hasretlerdenmiş.' -R. H. Karay.

39

hakkından gelmek

1) zor bir işi başarı ile sona erdirmek: 'Büyük kızı kocaya kaçtığı zaman küçükleri on iki dönüm tarlanın hakkından gelecek kadar yetişkindiler.' -N. Cumalı. 2) yenmek, öç almak veya cezasını vermek: 'Anlaşılan Cemal Paşa'nın bu işe yarar bir adamı yok, bize bıraksın, haklarından gelelim, dediler.' -F. R. Atay.

44

hakkını aramak

hakkı olduğuna inandığı şeyi elde etmeye çalışmak.

106

hakkını helal etmek

hakkını, emeğini bağışlamak: 'Bu bahtiyar hanımcağızı sordular, iyi biliriz, dedik, hakkımızı helal ettik.' -M. Ş. Esendal.

85

hakkını vermek

1) gereğini bütün olarak yerine getirmek: Bu yemeğin hakkını vermişsin. 2) birinin çalışmasının karşılığını gereğince değerlendirmek: O öğretmen, öğrencilerin her zaman hakkını verir.

34

haklı bulmak

davasını, iddiasını, düşüncesini, davranışını doğru bulmak, yerinde görmek: Müdür onu haklı buldu.

40