Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

halt yemek

tkz. halt etmek: 'On beş yaşında bu haltları yerse yirmi yaşına geldiği zaman ne yapacak?' -R. N. Güntekin.

117

halvet gibi

çok sıcak (yer, oda).

93

halvet olmak

birisi veya birileriyle yalnız görüşmek amacıyla içeriye başkasını veya başkalarını almamak.

37

ham çıkmak

kavun, karpuz olgunlaşmamak.

104

ham hum etmek

belirsiz, önemsiz, boş birtakım sözler söylemek.

100

ham hum şorolop

düzenle veya el çabukluğu ile yapılan, kimsenin akıl erdiremediği iş.

111

hamam gibi

pek sıcak: 'Bugün deniz hamam gibidir değil mi?' -B. Felek.

106

hamamcı olmak

argo boy abdesti alması gerekmek.

41

hamamın namusunu kurtarmak

görünüşünü kurtarmaya yönelen birtakım yetersiz çarelere başvurarak kötü bilinen bir yere onur kazandırmaya çalışmak.

41

hamle etmek (yapmak)

1) atılmak, saldırmak: 'Sinir içindeki kadına o anda hamle etme aptallığını da yapmış ve tokadı yemiş.' -R. Erduran. 2) önemli bir işe girişmek, bir işte başarı sağlamak için çaba harcamak.

112

hamur açmak

yoğrulmuş hamuru inceltip yufka durumuna getirmek.

106

hamur gibi

1) yorgunluktan eli ayağı tutmayan; 2) çok pişip bulamaç durumuna gelen (yiyecek).

37

hamur tutmak

hamur hazırlamak.

38

han gibi

gereğinden çok geniş olan (yer).

112

han hamam sahibi (olmak)

malı mülkü çok, varlıklı kimse (olmak).

108

han kapısından teğelti atmak

defetmek, kovmak: 'Bir adamı hiç sormadan, etmeden böyle han kapısından teğelti atar gibi kolundan tutup fırlatınca içinde bir üzüntü kalır.' -M. Ş. Esendal.

100

hangar gibi

çok büyük ve geniş (yer) anlamında kullanılan bir söz.

96

hangi peygambere kulluk edeceğini şaşırmak

kimin sözünü yerine getireceğini bilemeyerek şaşkınlık içinde kalmak.

39

hani yok mu

dikkati arkadan gelen söze çekmek için söylenen bir söz.

102

hant hant ötmek

bir şeye aşırı istek duymak.

40

hanumanını yıkmak

ocağını yıkmak, evini barkını dağıtmak: 'Bu oğlan hanumanımı yıkar benim, derdi.' -R. N. Güntekin.

99

Hanya'yı Konya'yı anlamak (bilmek, görmek)

bir işin gerçek yönünü anlayarak aklı başına gelmek, akıllanmak.

92

hap etmek

yemek, yutmak.

105

hapı yutmak

tkz. kötü bir duruma düşmek: 'Gideceğimiz kasabada iki yazlık sinema varsa hapı yutmuşuzdur.' -S. F. Abasıyanık.

106

hapis giymek

hapis cezasına çarptırılmak.

105

hapis kalmak

1) mahkûm olarak hapiste yatmak; 2) bir yere çıkamaz, gidemez durumda olmak: 'Bu köprünün yol vermeyişinden dolayı, Haliç'te yıllar boyu hapis kalan gemiler oldu.' -A. Boysan.

110

hapis yatmak

hükümlü olduğu süreyi hapishanede geçirmek: 'Adamcağız hem hapis yatacak hem dayak yiyecek.' -A. Gündüz.

110

hapishane kaçkını gibi

kılık kıyafetine dikkat etmeyen (kimse).

117

hapislerde çürümek

çok uzun süre hapiste kalmak: 'İşinden atıldığını, hapislerde çürüdüğünü, çocuklarının perişanlığını gördü.' -M. İzgü.

103

har vurup harman savurmak

Düşüncesizce ve hesapsızca harcamak, bol bol harcayıp tüketmek.

50