Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kafayı (bir yere) vurmak

1) hastalanıp yatağa düşmek; 2) uyumak için yatmak: 'Ahmet de bize varır varmaz kafayı yere vurdu.' -S. F. Abasıyanık.

45

kafayı bulandırmak

önceki düşünceleri altüst etmek, değiştirmek: 'Öğretmenler bu gibi kitapların kafayı bulandırdığını bile söyler.' -S. Birsel.

48

kafayı bulmak

sarhoş olmak: 'Samim artık iyice kafayı bulmuştu.' -H. Topuz.

108

kafayı çalıştırmak (işletmek)

akılcı davranarak sorunları çözmek.

114

kafayı değiştirmek

düşüncesini, kanaatini değiştirmek.

41

kafayı tütsülemek (dumanlamak)

argo sarhoş olmak: 'Barba Manol kafayı iyice dumanladıktan sonra, iki bacağının nasıl tutulduğunu anlattı.' -Halikarnas Balıkçısı.

43

kafayı üşütmek

delirmek, çılgınlaşmak.

105

kafayı yemek

argo aşırı yorgunluktan bunalıma düşmek.

45

kafes gibi

zayıf, kuru veya delik deşik.

45

kafese girmek

argo 1) aldatılıp kendisinden çıkar sağlanmak; 2) hapse girmek.

109

kafese koymak

argo aldatıp çıkar sağlamak: 'O, ya birisini batırmak yahut da kafese koymak için ziyafet çekerdi.' -S. F. Abasıyanık.

41

kâfi gelmek

yetmek, yetişmek: 'Cazibesiz güzellik kâfi gelmiyor.' -R. H. Karay.

117

kâğıda dökmek

yazıya geçirmek.

113

kâğıt açmak

iskambil kâğıtlarını oyunculara dağıttıktan sonra koz olacak kâğıdın yüzünü çevirmek.

44

kâğıt kaleme sarılmak

hemen yazmaya başlamak: 'Partinin kurulacağını duyunca kâğıda kaleme sarılmış, korkunç bir telgraf yazmıştı.' -Y. Z. Ortaç.

43

kağnı gibi gitmek

çok yavaş gitmek.

116

kağnıyla tavşan avına çıkmak

bir işi bitirmemek için bahane bulmak, ayak sürümek.

103

kahır (kahrını) çekmek

uzun süre sıkıntıya katlanmak: 'Annesine bakabilmek için akşama kadar elliye yakın yaramazın kahrını çekiyordu.' -R. N. Güntekin.

117

kahır yüzünden lütfa uğramak

birine kötülük olsun diye yapılan iş, onun iyiliğine olmak.

60

kahkaha (kahkahayı) basmak (koparmak, salıvermek)

kendini tutamayıp yüksek sesle gülmek: 'Beni yatakta görünce kahkahayı bastı.' -Ö. Seyfettin. 'Senyörün etrafındakilerden biri dayanamayıp bir kahkaha salıverdi.' -N. F. Kısakürek.

106

kahkaha tufanı kopmak

birdenbire toplu olarak kahkaha atmak: 'Haydi bana eyvallah, deyiverince bir kahkaha tufanı koptu.' -İ. O. Anar.

43

kahkahadan kırılmak

çok gülmek.

39

kahkahayı ağzında söndürmek

edep sınırlarını aşmamak için gülmeyi sınırlamak: 'Hâlbuki hikâyesini dinleyen eşraf efendiler, birbirlerine bakarak kahkahalarını elleriyle ağızlarında söndürmeye çalışıyorlardı.' -Ö. Seyfettin.

71

kahpenin dölü

piç, soysuz.

44

kahrından ölmek

1) çok üzülmek; 2) aşırı üzüntü, ölümüne neden olmak.

112

kahve dövücünün hınk deyicisi

havan dövücünün hınk deyicisi.

115

kâhyalık etmek

1) kâhyalık görevinde bulunmak; 2) mec. her şeye karışmak.

114

kalafata çekmek

1) gemiyi onarmak için karaya çekmek; 2) mec. azarlamak, paylamak.

113

kalas gibi

kaba, kibar veya nazik olmayan, incelikten yoksun.

40

kalayı basmak

argo adamakıllı küfretmek: 'Basıyorlar kalayı bize, değil mi?' -S. F. Abasıyanık.

52