Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kalıptan kalıba girmek

çıkar sağlamak için her duruma uymak.

39

kalkıp kalkıp oturmak

öfke, heyecan vb. duygular sebebiyle yerinde duramaz olmak, hop oturup hop kalkmak.

103

kalkışa geçmek

uçak havalanmak için pistten ayrılmak.

35

kalleşlik etmek

1) sözünde durmayarak döneklik etmek; 2) birine gizlice kötülük etmek.

40

kalp (kalbini) kazanmak (fethetmek)

ince bir davranış veya güzel bir sözle birinin sevgisini kazanmak, ilgisini çekmek: 'Hele düzmece şehzadenin kadife pantolonuyla sivri güzel çehresi derhâl kadının kalbini kazandı.' -R. N. Güntekin.

115

kalp (kalbini) kırmak

gönül kırmak: 'Hak yemek, kanuna aykırı bir şey yapmak, kalp kırmak korkusuyla bir türlü iş göremezdi.' -H. E. Adıvar. 'Okuyucularımın hakkını yiyor hem de öteki genç okuyucularımın kalbini kırıyorum.' -O. V. Kanık.

37

kalubeladan beri

dünya kurulalı beri, çok eskiden beri.

106

kama basmak

hlk. oyunda yenmek.

95

kamanço etmek

yüklemek, aktarmak, elden ele geçirmek: 'Bu ödev kendisine kamanço edilen eleştirmen arkadaş...' -H. Taner.

33

kambur üstüne kambur (kambur kambur üstüne)

sıkıntı ve tersliklerin üst üste geldiğini anlatan bir söz.

102

kambura vermek

ciltlenecek kitabın sırtını, formalar dikildikten sonra çekiç veya makine yardımıyla yuvarlaklaştırmak.

36

kambura yatmak

ayakta duran birini sırtüstü düşürmek için gizlice arkasında iki büklüm olup eğilmek ve başka birinin onu önden üzerine itmesini sağlamak.

105

kamburu çıkmak

1) sırtı kambur olmak: 'Mavi gözlü, köse, kamburu çıkmış bir ihtiyardı.' -Ö. Seyfettin. 2) mec. ihtiyarlamak: 'Bir kocakarı gibi kamburu çıkmış. Ne istiyor?' -N. Hikmet. 3) mec. eğilerek yapılan işler için çok çalışmış olmak.

48

kamburunu çıkarmak

insan, kedi vb. sırtını tümsek duruma getirmek.

100

kamet getirmek

farz namazına durmak için iç ezan okumak.

106

kameti artırmak

1) yüksek sesle konuşmak; 2) ortalığı velveleye vermek.

28

kamış atmak (koymak)

argo birine oyun etmek, arabozanlık etmek: 'Sıkıntılı bir durumdu ama onun kamışı o kadar zekice atması hoşuma gitmişti.' -R. Erduran.

105

kamp kurmak

kamp için kalınacak yerde gerekli düzeni sağlamak.

96

kamp yapmak

kampa girmek.

106

kampa girmek

genellikle yarışma öncesi, yarışmaya gerektiği gibi hazırlanmak.

99

kamuoyu oluşturmak (yaratmak)

bir düşünceyi yaygınlaştırmak ve halkın dikkati o düşünce etrafında toplamak ve yoğunlaştırmak.

108

kan (kanı) başına çıkmak (sıçramak veya toplanmak)

öfkelenmek: 'Kan başına çıkarmış zavallının ve hep bağırmak, bağırmak istermiş.' -P. Safa.

111

kan ağlamak

büyük bir üzüntü içinde bulunmak.

97

kan akıtmak

kurban kesmek.

112

kan akmak

1) savaş, çatışma, dövüş olmak; 2) ölmek.

104

kan alacak damarı bilmek

nereden veya kimden çıkar sağlanabileceğini bilmek.

36

kan beynine sıçramak (çıkmak)

çok sinirlenmek, hiddetlenmek, kontrolü yitirmek: 'O görüntü gözlerimin önünde canlanınca kan beynime sıçrıyor, kendimi kaybediyorum.' -A. Ümit.

114

kan çanağı gibi

kanlanan (göz).

106

kan çekmek

1) yüz ve huy, anne veya baba tarafının yüzüne ve huyuna benzemek; 2) akrabalar birbirlerine yakınlık duymak.

101