Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kan çıkmak

kan dökülmek, cinayet işlenmek.

99

kan dere gibi akmak

vücudun bir yerinden çok kan akmak veya bir savaşta çok kişi yaralanarak ölmek.

103

kan dökmek

ölüme yol açmak, cana kıymak: 'Şimdiyse durum değişmiş, şu sazevinde oturanlar toprak için kan bile dökebilirlerdi.' -Y. Kemal.

105

kan gövdeyi götürmek

çok kan dökülmek: 'Cephelerde kan gövdeyi götürürken bu macera adamının aramızda ne aradığını düşünüyordum.' -R. N. Güntekin.

40

kan gütmek

kan dökerek öç almak istemek.

38

kan istemek

öldürülen bir kimsenin öcünün alınmasını istemek.

106

kan kaybetmek

1) herhangi bir nedenle vücuttan çok kan akmak: 'Kadın o kadar kan kaybetmiş ki az daha ölecekmiş.' -M. Ş. Esendal. 2) mec. güçsüzleşmek, etkisini kaybetmek.

96

kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek

çok eziyet çektiği hâlde durumunu iyi göstermek.

108

kan olmak

insan öldürülmek.

107

kan revan içinde

her yanı kana bulanmış: 'Öteki arkadaşların kan revan içinde sağa sola fırlatıldıklarını müşahede ettim.' -A. İlhan.

105

kan revan içinde kalmak

her yanı kana bulanmak: 'Çıplak ayağım kan revan içinde kaldıkça öbürüne bakıp şükredeceğim.' -S. Çokum.

110

kan ter içinde

çok terli, yorgun ve perişan bir durumda: 'İşte şimdi de kan ter içinde oturdum masanın başına.' -N. Hikmet.

110

kan tere batmak

kan ter içinde kalmak: 'Yaptığınız yürüyüş, başka zamanlarda kan tere batmadan yapılacak işlerden değildir.' -R. N. Güntekin.

104

kan tutmak

1) kan gördüğünde bayılmak; 2) şok geçirmek.

65

kan vermek

1) hastaya, yaralıya kan aktarmak; 2) kan nakli için kan aldırmak.

108

kan yürümek

bir organda aşırı kan birikmek.

38

kana boyamak (bulamak)

kan içinde bırakmak: 'Ondan on beş yıl sonra, Feriye sarayını kana boyayan ve zavallı babacığımın felaketine sebep olan faciayı...' -Y. K. Karaosmanoğlu.

110

kana kan istemek

kısas yapılmasını istemek.

106

kana susamak

öldürme hırsı duymak.

106

kanat alıştırmak

bir işe alışmaya çalışmak.

97

kanat çırpmak

1) uçmak; 2) kanatlarını hareket ettirmek: 'Komşunun kazları birikintilerde kanat çırpıp bağırıyordu.' -R. Enis. 3) mec. yeni bir başlangıç yapmak.

95

kanayan yara olmak

sürekli sıkıntı, üzüntü ve zarar veren bir durumda olmak.

118

kancayı takmak (atmak)

bir kimsenin kötülüğü için uğraşmak: 'İçlerinden birine kancayı atmış, maksadı, onu üzmek, ona eziyet etmektir.' -R. H. Karay.

37

kandilin yağı tükenmek

hayat sona ermek, ölmek.

105

kangren olmak

1) vücudun bir yerindeki dokular ölmek; 2) mec. kangrenleşmek.

107

kanı donmak (çekilmek)

donakalmak, çok şaşırmak.

102

kanı ısınmak

birine karşı yakınlık duymak: 'Kanları çabuk ısındı birbirine.' -N. Cumalı.

103

kanı içine akmak

derdini dışa vuramamak.

37

kanı kurumak

1) çok usanmak, çok bıkmak; 2) mec. bitkin, yorgun, cansız duruma düşmek.

105

kanı sulanmak

kansızlığa uğramak.

102