Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kapı komşusu yapmak (etmek)

bir yere sık gidip gelmek.

116

kapı yapmak

1) bir şey istemek veya söylemek için karşısındakini önceden başka sözlerle hazırlamak: 'Rumeli'de bıraktığı çiftlikleri de anlattıktan sonra yaptığı kapıyı kâfi gördü. İşlere geçti.' -Ö. Seyfettin. 2) ev gezmesi yapmak; 3) kapı almak.

114

kapıda kalmak

içeri girememek: 'Anahtar bendedir. Onlar sonra kapıda kalırlar.' -M. Ş. Esendal.

45

kapıdan çevirmek

geri döndürmek, kabul etmemek: 'Fakat görücüleri de kapıdan çevirmeyi doğru bulmuyordu.' -H. E. Adıvar.

41

kapıdan kovsan bacadan düşer

yüzsüz, arsız kimseler için söylenen bir söz.

113

kapılar yüzüne (üzerine veya üstüne) kapanmak

istenilen şeye ulaşma imkânı verilmemek.

120

kapıları açık tutmak

herhangi bir konuda ilişkiyi kesmeden anlaşma ortamını sürdürmeye çalışmak.

121

kapıları kapamak

bütün ilişkileri kesmek veya anlaşma ortamını ortadan kaldırmak.

115

kapıp koyuvermek

1) kendini bırakmak: 'Nihayet yorgunluktan sızıp kalıncıya kadar kendimi bu buhrana kapıp koyuverdim.' -E. İ. Benice. 2) bırakmak, vazgeçmek.

116

kapısına kilit vurmak

1) girilip çıkılmasını önlemek için bir yeri kapamak; 2) bir yerin çalışmasına son vermek.

115

kapış kapış gitmek

çok çabuk satılmak, çok istenir olmak.

116

kapış kapış yapmak

üstüne atılmak, aceleyle almak: 'El elin ayıbını terzi kumaşı alır gibi kapış kapış yaptığı için aldırış etmem.' -B. Felek.

104

kapıya dayanmak

1) gelip çatmak: 'Kış kapıya dayandı, daha kömür alamadık.' -R. N. Güntekin. 2) bir şey elde etmek için bir yeri, bir kimseyi zorlamak, göz korkutmak: 'Bereket versin ki padişahın cellatları kapıya dayanmadılar.' -İ. O. Anar.

41

kapıyı açmak

1) bir işe veya bir konuya öncelikli olarak başlamak; 2) bir işte başkalarına örnek olmak.

122

kapıyı büyük açmak

çok masraflı bir işe girişmek veya hesapsız harcamak.

105

kapıyı göstermek

kovmak, uzaklaştırmak.

46

kaplumbağa gibi

soğukkanlı ve yavaş hareket eden (kimse).

108

kaput etmek

kâğıt oyununda karşısındakini tek sayı alma imkânından yoksun bırakmak.

113

kaput gitmek (olmak)

1) kâğıt oyununda hiçbir sayı alamamak; 2) argo hiçbir sınavı verememek.

114

kâr bırakmak

kazanç getirmek.

102

kâr getirmek

bir şey para kazandırmak.

109

kar gibi

temiz, beyaz: 'Kar gibi çamaşırları serip eve döndü.' -O. Rifat.

117

kâr koymak

bir şeyin maliyet fiyatı üzerine kâr payını katmak, kazanç koymak.

114

kara kara düşünmek

çok üzüntülü olmak, düşünceye dalmak: 'Kara kara düşünmeye başladım, böyle bir toplantıyı, kim, hangi kurum destekleyecekti?' -M. C. Anday.

119

kara listeye almak

birini, bir grubu, bir ülkeyi sakıncalı veya zararlı görmek.

120

kara para aklamak

yasa dışı yollarla elde edilen parayı yasallaştırmak için yatırım yapmak.

44

kara sürmek

kara çalmak: 'Gericiliği, insanlara kara sürme suçlamalarını kabul etmedi.' -K. Tahir.

65

kara yasa bürünmek

1) aşırı üzülmek; 2) derin derin düşünmek.

103

karabatak gibi

bir görünüp bir ortadan kaybolan (kimse).

45

karaborsaya düşmek

bir mal gizlice pahalıya alınıp satılır olmak.

112