Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

karagöz oynatmak

komik bir durum yaratmak.

126

karagözlük etmek

güldürüp eğlendirecek davranışlarda bulunmak.

102

karakol gezmek

huzur ve güvenliği sağlamak amacıyla dolaşmak, devriye gezmek.

113

karakola düşmek

herhangi bir suç dolayısıyla karakolluk olmak.

112

karakolluk olmak

kavga sonucu karakola gitmek zorunda kalmak: 'Sonra karakolluk olmaz mıyız?' -M. Ş. Esendal.

116

karalar bağlamak (giymek)

yas tutmak: 'Bütün yaşamı karardı, sokağa çıkamaz oldu, karalar bağladı.' -H. Topuz.

42

karambole getirmek

1) karışıklıktan yararlanarak birini aldatmak; 2) bir işi aşırı bir çabuklukla yaparak gereken özeni göstermemek.

46

Karamürsel sepeti sanmak

bir kimse veya şeyi ufak, önemsiz saymak.

114

karanfili sıkmak

argo tehlikelere ve güçlüklere göğüs gerebilmek.

116

karanlığa gömülmek

1) koyu karanlık içinde kalmak; 2) büyük sıkıntı ve keder içinde kalmak: 'Türkiye'nin güneşi battı, karanlığa gömüldük.' -B. Felek.

112

karanlığa kalmak

gidilecek yere varmadan akşam olmak.

42

karanlığı deşmek (yırtmak)

1) karanlıkta görmeye çalışmak, aydınlığa çıkmak için çaba harcamak: 'Gözleriyle sokakların karanlıklarını yırtmaya uğraşarak sinirli bir telaş içinde çırpınıyordu.' -H. R. Gürpınar. 2) mec. büyük sıkıntı ve üzüntüden kurtulmak için çabalamak.

116

karanlık basmak (çökmek)

hava kararmak: 'Akşamdı, ortalığa hafif bir karanlık çökmüştü.' -R. N. Güntekin. 'Tekrar ana yola geldiğim zaman karanlık basmıştı.' -S. F. Abasıyanık.

126

karanlık etmek

bir şeyin önünde durarak görünmesine engel olmak.

118

karanlık kesilmek

ortalık birdenbire kararmak: 'Gece kandili birdenbire sönmüş, oda zifirî karanlık kesilmişti.' -Ö. Seyfettin.

105

karanlıkta göz kırpmak

bir şeyi anlatmak isterken karşısındakinin anlayamayacağı bir işarette bulunmak veya bir söz söylemek.

105

karar almak

bir davayı, bir sorunu sonuca bağlamak: 'Artık ayrılmayalım diye kararlar alıyor fakat bir türlü tatbike geçemiyordu.' -R. H. Karay.

115

karar altına almak

karar vermek, kararlaştırmak: 'Dün akşam size tesadüf ettiğimde bunu karar altına almıştık.' -H. Z. Uşaklıgil.

112

karar kılmak

birçok şeyi deneyip birini seçmek: 'Tekrar masa başına dönmekten zevkli bir iş bulamayacağımda karar kıldım.' -F. R. Atay.

50

karar vermek

bir sorunu karara bağlamak, kararlaştırmak: 'Sonunda bu su tenekelerini civardaki evine kadar taşımaya karar verdi.' -İ. H. Baltacıoğlu.

115

karara bağlamak

bir davayı, bir sorunu çözümlemek, sonuçlandırmak.

103

karara kalmak

davanın görüşülmesi bitip yargıcın kararını beklemek.

111

karara varmak

bir konuda anlaşmak, bir şeyi kararlaştırmak.

104

kararında bırakmak

ölçüyü aşmamak.

124

karavana çıkmak

yemek hazırlanmak veya gelmek.

121

karavanadan yemek

toplu durumda aynı kaptan yemek.

123

karaya ayak basmak

1) deniz, göl vb.nden karaya çıkmak; 2) deniz taşıtından karaya çıkmak.

123

karaya düşmek

deniz içinde bulunan bir şey akıntı veya dalga ile kıyıya atılmak.

106

karaya oturmak

gemi denizin sığ bölümüne saplanıp kalmak: 'Olan olmuş, bizim teknenin bir yanı, pamuk şiltelere serilir gibi karaya oturmuş.' -B. R. Eyuboğlu.

44

karaya vurmak

1) karaya çarpmak: 'Loşluklar içinde bana, sandalımız ikide bir karaya vuruyor gibi geliyordu.' -R. H. Karay. 2) denizdeki bir cisim kendini karaya atmak: 'Ağzımı, karaya vurmuş bir balık gibi sonuna kadar açıyorum ama soluk alamıyorum.' -A. Ümit.

109