Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

karşı karşıya gelmek

1) birden karşılaşmak: 'Nihayet bir defa, gene dereden köye doğru giderken karşı karşıya gelmeyeyim mi?' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) zıtlaşmak.

43

karşı karşıya olmak

yüz yüze gelmek: 'Az sonra, şairin çok şairane bir hayretiyle karşı karşıyayız.' -C. Meriç.

113

karşı koymak

boyun eğmemek: 'Yabancının bu kötü kastına yalnız azmimizle karşı koyduk.' -R. E. Ünaydın.

112

karşı olmak

birine veya bir düşünceye katılmamak, karşıt olmak.

109

karşılık vermek

1) küçük büyüğüne karşı gelmek; 2) cevap vermek, yanıt vermek: 'Haşarı oğlan bu ağzı bozuk kadına şöyle karşılık veriyordu.' -O. C. Kaygılı.

124

karşılıkta bulunmak

cevap vermek: 'Bunun üzerine Refet Paşa kahkahalarla gülerek bana şöyle bir karşılıkta bulunmuştu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

106

karşısına dikilmek

1) birinin karşısında durmak: 'Sizi bucak bucak arayan ölüm, nihayet izinizi bulup karşınıza dikildi mi?' -A. N. Asya. 2) karşıt olmak: 'Bütün arkadaşlar yarın ele ele vererek karşınıza dikilirler.' -H. Topuz. 3) engel olmak.

115

kart basmak

işçiler iş yerine giriş ve çıkışta gelip gittiklerini bir makine aracılığıyla belirtmek.

104

kart çıkarmak

sp. hakem kural dışı hareket eden oyuncuya cezalandırma amacı ile sarı veya kırmızı kart göstermek.

39

kasavet çekmek

üzülmek, tasalanmak: 'Dövüşen yiğitler de boyanır kana / Kasavet mi çeker seni doğuran ana' -Halk türküsü.

109

kasavet etmek

üzülmek, kaygılanmak.

110

kasayı devretmek

işletmelerde nöbetleşe çalışan kasadarlar kasa mevcudunu birbirine aktarmak.

114

kasım kasım kasılmak

gururlanmak, büyüklük taslamak, büyüklenmek.

112

kasıp kavurmak

1) baskı yaparak veya kıyıcı davranışlarla bir topluluğu ezmek, zulmetmek: 'Karaköy civarını kasıp kavuran iki serseri çocuğu enselerinden yakalayıp huzuruna getirmiştim.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) çok zarar vermek, mahvetmek: 'Derhâl asabi, ince, deli sesi çınlamaya başlar, etrafı kasıp kavurur ve kıyametleri koparırdı.' -A. Ş. Hisar. 3) çok etkilemek, hüküm sürmek: 'Dışarıda ortalığı kasıp kavuran bir ayaz vardı.' -C. Uçuk.

109

kaskatı kesilmek

aşırı coşku, soğuk, korku, üzüntü vb. etkisiyle hareket edemeyecek, bir şey söylemeyecek duruma gelmek, donup kalmak: 'Kaskatı kesilmiş vücudu, suyun hafif akıntısına uyarak yavaş yavaş uzaklaştı.' -R. N. Güntekin.

110

kasvet basmak (çökmek)

çok sıkılmak, içi daralmak: 'Gündüzün bu saatinde, tiyatroya ağır bir kasvet çökmüş.' -P. Safa.

46

kasvet vermek

sıkıntı vermek.

44

kaş göz etmek

kaş ve göz işaretleriyle bir şey anlatmaya çalışmak.

121

kaş göz işareti yapmak

kaş ve gözle bir şeyler anlatmak, dikkat çekmek: 'Murat Bey konuşurken bana kaş göz işaretleri yapıyor, bir yandan da kahkahalarla gülüyor.' -R. N. Güntekin.

112

kaş yapayım derken (yaparken) göz çıkartmak (çıkarmak)

işi düzelteyim derken büsbütün bozmak.

62

kaş yıkmak

kaş çatmak: 'El yanında yıkar gider kaşını / Tenhalarda gülüşünü sevdiğim' -Ruhsati.

117

kaşı (kaşları) çatılmak

öfkelenmek, kızmak: 'Babam kaşları çatılmış, başını sallayarak izliyor bizi.' -A. Ümit.

112

kaşık atmak (çalmak)

iştahla veya çabuk yemek.

104

kaşık kadar

çok küçük: Hastalanınca yüzü kaşık kadar kaldı.

116

kaşık sallamak

yemek yemek: 'Gençler tarhana aşına kaşık salladılar.' -N. Araz.

105

kaşıkla verip kepçeyle geri almak

yaptığı bir iyiliğin acısını çıkarırcasına davranmak.

109

kaşıkla yedirip sapıyla (gözünü) çıkartmak

yaptığı bir iyiliği hiçe indirecek kötülükte bulunmak.

112

kaşını gözünü eğmek

kızgın bir durumdayken kaş çatmak.

115

kaşının altında gözün var dememek

gözünün üstünde kaşın var dememek.

105

kaşla göz arasında

kimsenin sezmesine imkân vermeyecek kadar kısa bir zaman içinde, çok çabuk: 'Kuzum, kaşla göz arasında ne zaman geldin ve ne zaman kaybettin paranı?' -N. F. Kısakürek.

121