Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kemre bağlamak

deride kir tabakası oluşmak.

103

kenar gezmek

bir şeyden uzaklaşmış olmak: 'Kenar gezme dolan yâr gel içeri / Bize mihman olan yâr gel içeri' -Halk türküsü.

34

kenara atmak

bir şeyin üstünde durmamak, önemsememek.

33

kenara çekilmek

artık hiçbir şeye karışmamak.

96

kenarda kalmak

kendine yakışan yeri tutamayarak önemsiz bir duruma düşmek.

39

kendi ağzıyla tutulmak

suçu, yalanı veya iddiasının yanlışlığı kendi sözüyle ortaya çıkmak.

100

kendi âlemine dalmak

1) çevre ile ilgisini kesip iç dünyasına kapanmak: 'Hayalperest kendi âlemine dalmışken uyanmasına imkân yoktur.' -S. F. Abasıyanık. 2) eğlenceye, zevküsefaya kapılmak.

100

kendi ayağı ile gelmek

kendi isteğiyle gelmek.

34

kendi derdine düşmek

kendi sorunu sebebiyle başka şeyle ilgilenememek: 'Savaş yüzünden herkes kendi derdine düşmüştü.' -A. Kutlu.

36

kendi göbeğini kendi kesmek

gereksinim duyduğu yardım, başkalarınca esirgendiğinde işini kendi görmek.

107

kendi gölgesinden korkmak

çok korkak olmak, bir sakınca söz konusu olmayan işlere girişmekten bile korkmak.

111

kendi havasında gitmek (olmak)

yalnız başına, istediği gibi davranmak.

104

kendi hesabına çalışmak

uğraştığı işi sadece kendisi için yapmak: 'Böyle bir amatörlük devresi geçirdikten sonra biraz da kendi hesabına çalışmayı düşündü.' -R. N. Güntekin.

33

kendi içine çekilmek

başkasıyla ilişki kurmamak, yalnız başına kalmak, inzivaya çekilmek: 'Bizim gibi dış âlemle münasebetleri aksamış, kendi içine çekilip kendi yağıyla kavrulmak zorunda kalmıştı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

36

kendi kabuğuna çekilmek

kabuğuna çekilmek.

109

kendi kanatlarıyla uçmak

hiç kimsenin desteği veya yardımı olmaksızın yaşamak veya bir işi olumlu sonuca ulaştırmak: 'Kendi kanatlarınla uçmayı öğreninceye dek yanından ayrılır mıyım senin yavrum?' -T. Oflazoğlu.

102

kendi kendine gelin güveyi olmak

ilgilinin nasıl karşılayacağını düşünmeden bir işi olmuş bitmiş sayarak sevinmek: 'Kız kardeşi ile Mahir daha ortada fol yok yumurta yokken gelin güveyi olmuşlar.' -H. R. Gürpınar.

115

kendi kendini didiklemek

kendi kendini harap etmek, üzmek: 'Öfkesinin şiddetinden hep kendi kendini didikledi.' -H. R. Gürpınar.

106

kendi kendini yemek

açığa vurmadan içten içe üzülmek: 'İçinde çarpışan bu iki zıt kuvvetten hangisine tabi olacağını bir türlü kestiremiyor, kendi kendini yiyip bitiriyordu.' -H. Taner.

103

kendi keyfine gitmek

isteğine uygun davranmak.

105

kendi köşesinde yaşamak

yalnız başına yaşamak: 'Bu şiirlerin okuyucuya tanıttığı kişi, kitapları, üç beş sevdiği dostu ile kendi köşesinde yaşamayı seven bir kimse olarak görünür.' -N. Cumalı.

107

kendi kuyusunu kendi kazmak

kendine zarar verecek davranışta bulunmak.

52

kendi yağıyla kavrulmak

elinde bulunanla geçinip kimseye muhtaç olmamak: 'Fakat durup dururken, kendi yağıyla kavrulan bir genç kız namusuna bu kadar namussuzca iftira olur mu?' -E. İ. Benice.

98

kendimi bildim bileli

öteden beri, eskiden beri: 'Kendimi bildim bileli hep bu bozuk makine seslerini duyarım.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

105

kendinde olmamak

bilinci, aklı yerinde olmamak.

102

kendinde toplamak

kendi üzerinde bulundurmak, kendi varlığı içinde yer almasını sağlamak.

38

kendinden geçmek

1) bilinci işlemez olmak, kendini kaybetmek, bayılmak: 'Gözlerini tezgâhın arkasındaki bir kapıya dikmiş ve kendinden geçmiş gibiydi.' -S. F. Abasıyanık. 2) bir şey karşısında coşkuya kapılmak, duygulanmak: 'Oturduğu şiltenin üstünde ayağa kalkıyor; alevi artan bakışlarla kendinden geçmiş, bir elini dizine vurarak ... haykırıyordu.' -A. Ş. Hisar. 3) uykuya dalmak, uyuyakalmak: 'Ninniyi söyleyen anne kendinden geçeli belki bir hayli olmuştu.' -O. C. Kaygılı.

112

kendine (herhangi bir şeye) ... süsü vermek

gerçeğe aykırı olarak kendisinde veya herhangi bir şeyde üstün bir nitelik ve değer varmış gibi göstermek: 'Bu zannını bir çeşit materyalist felsefeye uydurarak ona yüksek bir entelektüalizm süsü verirdi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

114

kendine dert etmek

bir şeyi üzüntü konusu yapmak.

118