Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

mola vermek

uzun süren yolculuğa, yürüyüşe veya çalışmaya, dinlenmek amacıyla bir süre ara vermek, oturup dinlenmek: 'Otobüs, yol üzerinde bir kasabanın çarşısında yarım saat mola vermişti.' -R. N. Güntekin.

128

moral bulmak

yürek gücünü, maneviyatını güçlendirmek: 'Savaşçı gruplarını moral bulmaları için bir haftalık tatile göndermeyi gerekli sayıyorlardı.' -R. Erduran.

44

moral vermek

bir kimsenin ruhsal direnme gücünü artırmak, cesaretlendirmek, yüreklendirmek.

116

morali bozulmak

ruhsal yönden direnme gücünü yitirmek, içine korku düşmek.

44

moralini bozmak

bir kimsenin ruhsal yönden direnme gücünü azaltmak, sarsmak: 'Bu olay, on beş gündür sıcak yemek yemeyen askerlerin morallerini bozup sinirlerini iyice gerdi.' -İ. O. Anar.

43

moratoryuma gitmek

tüm borçların ödeme zorunluluğunu geri bırakmak, resmî olarak geciktirmek.

43

morga kaldırmak

ölüleri morga götürmek.

108

mosmor kesilmek (olmak)

kötü duruma düşmek, bozulmak, mahcup olmak.

40

mostra olmak

argo kendini gülünç bir duruma sokmak.

47

motoru bozmak

bağırsakları bozulmak, ishal olmak.

41

muaf tutmak

bir ödevi, bir görevi bağışlamak, ayrıcalık tanımak.

105

muafiyet tanımak

kendisinden beklenilen veya istenilenlerin bütününü istememek.

107

muamele görmek

işlem uygulanmak, davranılmak: 'İyi muamele görmekle beraber eski neşesini kaybetmişti.' -Y. K. Beyatlı.

100

muamma asmak

âşıklık geleneğinde herhangi bir konuyu manzum olarak bilmece türünde düzenleyip genellikle kahvehanelerde herkesin göreceği bir yere koymak.

109

muammer olmak

1) yaşamak; 2) uzun ve mutlu yaşamak.

111

muaşakada olmak

sevişmek, birbirine âşık olmak: 'Ahmet'le Fazilet'in muaşakada oldukları ve evlenmeye hazırlandıkları anlaşıldı.' -Y. K. Beyatlı.

103

mucize göstermek

1) olağanüstü bir olay yaratmak: 'Millî hareket bu son bir sene zarfında o kadar süratli bir mucize gösterdi ki büyüklüğüyle gözleri kamaştırıyor.' -Y. K. Beyatlı. 2) sadece peygambere özgü, insan aklının ve kabiliyetinin erişemeyeceği olağanüstülükler göstermek.

104

muhabbet beslemek

sevgi duymak.

103

muhacir gitmek

göç etmek: 'Bunlar Kozan'dan Kırım'a, oradan da Tuna'ya muhacir gitmişler.' -P. Safa.

44

muhafaza altına almak

korumak, saklamak, bir yerde tutmak, kapatmak.

110

muhakeme yürütmek

düşünmek, soruna bir çözüm aramak: 'Ferit bu aralık kendi kendine muhakemeler yürütmüş...' -S. F. Abasıyanık.

117

muhalefet etmek

karşı davranışta bulunmak, karşı çıkmak.

107

muhasara altına almak

kuşatılmak: 'Avluda neden bir köşede muhasara altına alındığımı o vakit anlamıştım.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

112

muhayyer bırakmak

seçmeli bırakmak, seçmeye izin vermek.

46

muhit edinmek

ilişkili olduğu, tanışık olduğu kimselerin sayısını çoğaltmak.

43

mukabele okumak

topluluk karşısında dinleyicilerin takip edebileceği biçimde Kur'an'ı okumak.

112

mukabelede bulunmak

karşılık vermek.

117

mukarrer bulunmak

kararlaşmak.

109

mukavemet etmek (göstermek)

direnmek, dayanmak, karşı koymak: 'Kalabalık bir düşman karşısında mukavemet etmek, kudretimi arttırıyordu.' -K. Bilbaşar.

118