Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

mukavemeti kırılmak

direnci, gücü azalmak.

120

mum etmek

muma çevirmek.

115

mum gibi

1) dosdoğru, dimdik; 2) uslu, kıpırtısız; 3) tertemiz, düzgün; 4) zayıf, sararıp solmuş.

109

mum kesilmek

sessiz, uslu, doğru düzgün durmak: 'Öteki çocuklar mum kesilmişler, sahte bir sessizlikle birer disiplin modeli olmuşlardı.' -Ç. Altan.

49

mum olmak

1) hırçınlığı, yaramazlığı bırakmak; 2) argo razı olmak: O bu işe çoktan mum olmuştur ama kendini naza çekiyor.

115

mum yakmak

kutsal sayılan bir yere giderek adak adadığında mum yakıp koymak.

105

mum yapıştırmak

1) bir şeyi kırmızı mumla mühürlemek; 2) mec. önemli bir şeyi unutmayıp akılda tutmak.

111

muma döndürmek (çevirmek)

her sözü dinler duruma getirmek, uslandırmak.

53

mumla aramak

çok isteyerek ve özlemle aramak: 'Kısacası, böyle bir komşuyu mumla arasa bulamayacaktır.' -T. Buğra.

119

mumya gibi

çok zayıf ve renksiz (kimse).

116

murada (muradına) ermek

isteğine kavuşmak, dileği gerçekleşmek, arzusu yerine gelmek: 'Sevdalılar nihayet murada eriyorlar.' -R. N. Güntekin.

109

muradı gözünde kalmak

emeline ulaşamamak: 'Kabrimin baş taşına yazsınlar / Muradı gözünde kalan bu diye' -Âşık Ali İzzet.

107

murat almak

dileğine kavuşmak.

107

murdar gitmek

murdar bir biçimde ölmek.

111

musallat olmak

birini sürekli rahatsız etmek, birine sataşmak, peşini hiç bırakmamak:

107

muşamba gibi

çok kirlenmiş (çamaşır, kumaş, örtü vb.).

105

muşmula gibi

asık (surat).

109

mutabık kalmak

uyuşmak, anlaşmaya varmak: 'O akşam da müzakere sonunda bu yaşıtım üvey dayımla mutabık kaldık.' -H. F. Ozansoy.

109

muvafık bulmak

uygun görmek kabul etmek: 'Bu, saadet, hürriyet vadeden düşman kumandanının karşısında inat etmeyi muvafık bulmadı.' -Ö. Seyfettin.

38

mübah görmek (saymak)

hoş görmek, sakıncasız bulmak: 'Kendine mübah gördüğünü bana yasak ederek beni susturmak mı istiyordun?' -P. Safa.

115

mücadele vermek

savaş vermek, mücadele etmek.

104

müdana etmemek

1) kendini borçlu hissedecek duruma düşürmemek, kendi ayakları üstünde durmak, kimseye açıklama yapma gereği hissetmemek; 2) yaranmaya, iyi görünmeye çalışmamak.

107

mühür basmak

mühürlemek.

112

müjde koşturmak

bir muştuyu bir kimseye ivedilikle ulaştırmak.

103

müjde vermek (götürmek)

bir kimseye sevindirici, mutlu bir haberi ulaştırmak.

111

mükâfatını görmek

herhangi bir olumlu davranışın, özverinin veya bir sıkıntının iyi sonucunu elde etmek: 'Zavallı babam geçirdiği yetmiş senelik azabın mükâfatını görecek.' -Ö. Seyfettin.

116

mülahazat hanesini açık bırakmak

bir kimse hakkında kesin bir kanıya varamayarak zamanla ortaya çıkacak gelişmeleri beklemek.

112

mülakat vermek

belli bir konuda konuşmak, demeç vermek.

111

mümkün görünmek

olabilmek: 'Alınan tedbirlere rağmen Türkiye'nin nüfus artışını, beklenilen bir şekilde durdurmak pek mümkün görünmüyor.' -M. Kaplan.

109

mümkün olmak

imkân bulunmak: 'Bu iki ışık, varılması mümkün olmayan bir uzaklıkta duruyordu.' -H. S. Tanrıöver.

102