Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

postundan olmak

bulunduğu makamı yitirmek: 'Bizim Balkanlı arkadaşlar ise böyle bir hadise neticesinde postundan olmak gibi fena bir akıbete uğrayacaklarından korkuyorlardı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

48

pot kırmak

yersiz ve karşısındakine dokunacak söz söylemek, gaf yapmak: 'Gri redingotlu efendi, bir pot kırdığını hemen anlamış olacak ki sözünü çevirdi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

124

pot yapmak

dikişte kabarıklık veya büzülme olmak.

104

poz kesmek (yapmak)

çalım atmak, afili görüntü vermek.

100

poz vermek

resim yaptırmak veya fotoğraf çektirmek için durum almak: 'Tam çizerken bir arkadaşı geliyor, poz veren çocuğun ensesine bir küfür ve bir de şamar yapıştırıyor.' -B. R. Eyuboğlu.

105

pösteki saymak

içinden çıkılmaz bir iş yüklenip uğraşmak.

109

pöstekisini çıkarmak

öldürmek, yok etmek: 'Sonra peşine herifleri taksın ha! Alimallah pöstekisini çıkarırdım.' -İ. A. Gövsa.

100

pöstekiyi kurtarmak

hoş olmayan bir durumdan kurtulmak: 'Aman, bir karı ki görme... Maymun mu maymun, biçimsiz mi biçimsiz, pis mi pis... Ne yaparsın... Pöstekiyi kurtarmak lazım.' -Ö. Seyfettin.

89

prangaya vurmak

ayağına pranga bağlamak, zincire vurmak.

43

problem çıkarmak

sorun çıkarmak.

107

problem etmek

dert etmek.

116

problem olmak

dert olmak.

36

projeksiyon tutmak

bir konuyu aydınlatmak, açıklığa kavuşturmak.

130

projektör ışığında olmak

göz önünde bulunmak, ortada olmak: 'Devlet adamları her ülkede projektör ışığında kişiler olarak davranışlarına, sözlerine, görünümlerine dikkat etmek zorundadırlar.' -H. Taner.

45

protesto çekmek

protesto yollamak.

97

puan almak (kazanmak)

1) spor karşılaşmalarında başarılı bir oyun çıkararak kendine sayı sağlamak; 2) genellikle test biçimindeki sınavda herhangi bir puan elde etmek; 3) mec. itibar kazanmak, takdir edilmek.

35

puan toplamak

1) sp. puan kazanmak; 2) mec. saygınlık sağlamak.

111

puan tutturmak

1) gereken sayıda puan kazanmak; 2) sınavlarda istenen yere girebilmek için gerekli puanı elde etmek.

109

puan vermek

1) değer biçmek, not vermek; 2) sp. boksta ve güreşte başarısız duruma düşmek.

109

pufla gibi

çok yumuşak ve kabarık: Pufla gibi yastık.

105

pul tutmak

argo para kazanmaya başlamak.

107

pula dönmek

değersizleşmek: 'Altın idin pula döndün / Yere düşer paslanırsın' -Halk türküsü.

101

punduna getirmek

bir şeyi yapmak için uygun zamanı ve yeri seçmek: 'O döner dönmez bir punduna getirip tanıştırayım sizi.' -A. İlhan.

110

pundunu bulmak

punduna getirmek.

106

pupa yelken ilerlemek (gitmek...)

1) yelkenler, arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla: 'Sicim gitgide boşalıyor, gemi hafif yana yatarak pupa gidiyordu.' -S. F. Abasıyanık. 2) mec. alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan: 'Batı'da bilimsel araştırmalar, dramatik icat ve keşifler, pupa yelken ilerliyor.' -T. Halman.

52

pusu kurmak

saldıracağı kimseye görünmemek için bir yerde gizlenip beklemek.

120

pusuda beklemek

gizlenerek saldırıya hazır durumda olmak: 'Bu da hile, inanmıyorum; pusuda beklediğine ve rol oynadığına inanıyorum.' -N. F. Kısakürek.

113

pusudan çıkmak

1) kurulan pusudan kurtulmak; 2) kuracağı pusudan vazgemek: 'Müdürün derviş tabiatlı olduğunu öğrenince teker teker pusudan çıkmaya başladılar.' -K. Korcan.

105

pusulayı şaşırmak

1) güç bir duruma düşerek ne yapacağını bilememek: 'Aramızda bir profesör, bir de doçent vardı, hepimiz çoktan pusulayı şaşırmıştık.' -B. R. Eyuboğlu. 2) doğru tutum ve davranıştan ayrılmak.

95

pusuya düşmek

pusu kuran kimsenin saldırı alanı içine girmek.

31