Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

(bir işe) kendini vermek (vurmak veya çalmak)

bir şeye bütün varlığıyla bağlanmak, başka her şeyle ilgisini kesip tek şeyle aşırı ölçüde ilgilenmek: 'Sattım dükkânı, verdim kendimi tiyatroculuğa.' -N. Hikmet.

87

(bir işi birinin) sütüne havale etmek

işi, beklenen biçimde yapmasını o kişinin vicdanına bırakmak.

96

(bir işi) aceleye getirmek

bir işi üstünkörü, özenmeden yapmak.

86

(bir işi) dallandırıp budaklandırmak

bir işi, bir sorunu büyüterek karışık duruma getirmek.

96

(bir işi) gözü yememek

bir işi yapacak güç ve yeteneği kendinde bulamamak.

84

(bir işi) pamuk ipliğiyle bağlamak

etkisi az sürecek bir çare ile geçiştirmek.

92

(bir işi) piç etmek

tkz. 1) yapayım derken bozmak, çıkmaza sokmak; 2) tadını kaçırmak, tatsız bir durum yaratmak: 'Can sıkıntısı, pişmanlık ve öfkenin, bu Vaniköy akşamını nasıl piç edeceğini şimdiden kestirebiliyordum.' -A. İlhan. 3) boş geçirmek, boşa harcamak: 'Nasıl olsa bugünü de harcadık, piç ettik.' -A. İlhan.

41

(bir işi) resmiyete dökmek

bir iş veya durumu resmî bir yola sokmak, resmî bir nitelik vermek.

93

(bir işi) sürüncemede bırakmak (tutmak)

bir işi sonuçlanıncaya kadar boş yere geciktirmek, uzatmak: 'Bana niye bu davayı böyle sürüncemede tuttuğunu izah etsin.' -A. Kulin.

138

(bir işi) tatlıya bağlamak

kavgalı bir işi gönül hoşluğuyla bitirmek: 'Hayır kardeşim, istemez diye tatlıya bağladım.' -O. V. Kanık.

91

(bir işi) yokuşa koşmak

bir konuda güçlük çıkarmak.

45

(bir işin veya bir şeyin) ucundan tutmak

1) bir şeyle meşgul olmak, katkı sağlamak, yardımcı olmak: 'Ömür boyu hiçbir işin ucundan tutmamış insanlar için bile bir yaşlılık fonu düzenlenmiş.' -H. Taner. 2) mec. bir işi yeterince ilgilenmeden, önemsemeden yapmak.

38

(bir işin, bir kimsenin) arkasına düşmek (takılmak)

1) bir işi sona erdirmek için sıkı çalışmak; 2) birini gözden ayırmayarak arkasından gitmek: 'İstanbul'da ne kadar şair, hikâyeci varsa hepsinin arkasına düşüyor, hepsiyle tanışıyordu.' -B. R. Eyuboğlu.

43

(bir işin, şeyin) başına oturmak

bir işi yapmaya başlamak, işe koyulmak: 'Kendine güvenini tam bulduğu, oyununu yazabileceğine inandığı gün oturacaktı masanın başına.' -N. Cumalı.

85

(bir işin) adamı

bir işi ustalıkla yapan.

43

(bir işin) alayında olmak

1) işi önem vermeyerek yapmak; 2) işi şaka konusu yapmak.

90

(bir işin) altı yaş olmak

işe birtakım oyunlar karışmak, böyle bir işe girişmekte sakıncalar bulunduğu anlaşılmak.

80

(bir işin) başında olmak

1) yöneticisi olmak: Senin müdür başımda olduğu sürece bana da rahat yüzü yoktur. 2) işe sahip çıkmak.

102

(bir işin) hamallığını etmek (yapmak)

bir işin önemsiz fakat ağır ve yorucu yükünü taşımak: 'Yok, yok! Sizi kimse hamallık etmeye bırakmaz.' -N. F. Kısakürek.

38

(bir işin) içinden çıkmak

karışık bir işin güçlüklerini yenebilmek, üstesinden gelmek: 'Pek cazip bir iş fakat çok paraya, çok vasıtaya ihtiyaç var. Bakalım bunun içinden nasıl çıkabileceğim?' -Y. K. Karaosmanoğlu.

109

(bir işin) ilerisine gitmek

bir işin sonuna kadar gitmek.

87

(bir işin) ipleri birinin elinde olmak

o işi el altından yönetmek.

94

(bir işin) kolayına bakmak (kaçmak)

bir işi yaparken kolay ve kestirme yolu seçmek.

39

(bir işin) sakalı bitmek

tkz. bir iş sürüncemede kalmak.

40

(bir işin) ucunu kaçırmak

iş kötüye girmek, çıkmaza girmek.

93

(bir işin) yolunu yapmak

bir işin istediği gibi olması için uygun zemin hazırlamak.

79

(bir işte) eli olmak

karışmış olmak, gizli bir ilgisi bulunmak: 'Şu hâlde Sırrı Beyi Ahmet Samim'in ölümünde de eli olanlardan saymak lazım geliyordu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

36

(bir işte) methali olmak

bir işe karışmış bulunmak, bir işte parmağı olmak.

90

(bir işte) parmağı olmak

bir işi olumsuz yönde etkilemek, bir işe karışmış olmak.

38