Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

(bir şey olmaya) yüz tutmak

1) bir şey, olmak üzere bulunmak: 'Duvarları sıvasız, kepenkleri boyanmadan bırakıldığı için çürümeye yüz tutmuş evde Hatice nine oturuyordu.' -N. Cumalı. 2) giderek biçim ve renk değiştirmek: 'Hepimiz gölgelenmeye yüz tutan ateşe gözlerimizi dikmiştik.' -S. F. Abasıyanık.

35

(bir şey veya bir şeyi) suya düşmek

gerçekleşme olasılığı kalmamak: 'Artık karşı koyma ümidi suya düşmüştü, harp her cephede kaybedilmişti.' -R. H. Karay.

89

(bir şey, bir şeyi) ağır basmak

1) taşıdığı özellikler üstün gelmek: 'Yerli halıları gördüm; koyu sıcak kırmızılarla diri maviler ağır basıyordu.' -B. R. Eyuboğlu. 2) bir işte gücü ve etkisi üstün gelmek: 'Peki deyişleri de akılları yattığı için değil, korkuları ağır bastığı için oldu.' -T. Buğra.

80

(bir şey, bir) vadiye dökülmek

sohbet belirli bir konuya kaymak: 'Musahabe bu vadiye dökülünce tekrar karışmak ihtiyacını duydum.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

83

(bir şey, birinin) ağzının kaşığı (kalıbı, lokması) olmamak

1) bir şey, bir kimsenin uğraşabileceği konulardan olmamak; 2) bir şey, bir kimsenin sözünü edemeyeceği kadar değerli olmak.

82

(bir şey, birinin) vazifesinden olmak

bir şey o kimsenin görevleri arasında olmak.

32

(bir şey) abanoz kesilmek

1) sertleşerek dayanıklılığı artmak; 2) kirden dolayı matlaşmak, rengini kaybetmek.

40

(bir şey) akılda kalmak

akılda yer etmek, unutulmamak.

80

(bir şey) aleyhe dönmek

destek vermekten vazgeçip karşı duruma geçmek: 'Şimdi iş tamamıyla aleyhimize döndü.' -A. Rasim.

79

(bir şey) aslanın ağzında olmak

elde edilmesi çok güç olmak.

85

(bir şey) ayağa düşmek

1) ilgisiz ve yetkisiz kimseler karışmak; 2) artık her yerde bulunabilir olmak: Bu ürünler ayağa düştü.

87

(bir şey) bini aşmak

çok fazla olmak, sınırı aşmak.

76

(bir şey) buradayım diye bağırmak

göze çarpacak bir yerde bulunmak.

72

(bir şey) çok gelmek

1) gereğinden fazla olmak: 'Mahkeme masrafı çok geldiği için bu isteklerini gerçekleştiremediler.' -Ü. Dökmen. 2) çekilmez ve katlanılmaz olmak.

83

(bir şey) dişe dokunur (olmak)

işe yarar, belirtilmeye değer, önemli (olmak): 'Bu türlü yazıları okumaktan -içlerinde dişe dokunur bir şey olmadığı için midir, nedir- pek hoşlanmıyorum.' -O. V. Kanık.

75

(bir şey) el değiştirmek

bir şeyin kullanımı veya mülkiyeti bir kimseden başka bir kimseye geçmek.

89

(bir şey) elden gitmek

bir şeyi yitirmek, o şeyden yoksun kalmak: 'Kahramanlıktı yurdun meyve veren tek dalı / O da elden giderse nereye başvurmalı?' -F. N. Çamlıbel.

91

(bir şey) eli altında olmak

buyruğunda olmak, istediği anda o şeyden yararlanabilmek.

79

(bir şey) gözüne ilişmek

birdenbire, istemeden görmek: 'Tam kapı yanında bir sütçü dükkânı gözüme ilişti.' -R. H. Karay.

42

(bir şey) gözünü almak

1) şiddetli ışık sebebiyle gözü iyi göremez duruma getirmek; 2) mec. aşırı biçimde etkilenmek.

78

(bir şey) haritada olmak

göz önünde bulundurulması gerekmek.

77

(bir şey) hava almak

içine hava girmek.

80

(bir şey) içinde yüzmek

olumlu veya olumsuz bir durumun aşırı derecesinde bulunmak: Para içinde yüzmek. Sefalet içinde yüzmek.

87

(bir şey) iki baştan olmak

bir şey, her iki tarafın aynı şeyi istemesiyle, iyi niyetiyle gerçekleştirilebilmek: İyi geçim iki baştan olur.

95

(bir şey) kanına işlemek

1) bir şeyi aşırı ölçüde benimsemek: 'Kanıma işleyen müzik ateşinden, kurduğum şarkıcılık düşlerinden ne yazık ki söz edemeyeceğim.' -M. Mungan. 2) büyük ölçüde etkisinde kalmak: 'Her şeye karşın iş adamlığı kanına işlemişti.' -T. Yücel.

75

(bir şey) kapak atmak

aşırı, tıka basa dolmuş olmak: Elbise dolabı kapak atıyor.

75

(bir şey) kir götürmek

kirini belli etmeyecek bir renkte olmak.

86

(bir şey) kir tutmak

kirini hemen belli edecek bir renkte olmak, çok kirlenmek.

73