Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yolu almak

yolun sonuna varmak.

46

yolun açık olsun

yolculara söylenen bir iyi dilek sözü.

118

yoluna baş koymak

bir amaca, bir gayeye yönelmek, bütün varlığıyla kendini vermek.

130

yoluna can (canını) vermek

birinin uğruna ölmek.

115

yoluna çıkmak

1) karşılamaya gitmek; 2) yolda karşısına çıkmak.

44

yoluna girmek

istenilen, gerekli olan biçimde gelişmeye başlamak: 'Göreceksin, bu konaktan çıkar çıkmaz her şey öyle bir yoluna girecek ki! Bütün uğursuzluklar bu evden geliyor.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

120

yoluna koymak

istenilen biçime getirmek, düzene koymak: 'Arkadaşının mektebe alınması işini o hafta içinde yoluna koymuş.' -A. Ş. Hisar.

117

yoluna sapmak

başvurmak: Hile yoluna saptı.

115

yolunda gitmek (yürümek)

olumlu gelişme göstermek: 'Ticareti yolunda gidiyordu.' -Ö. Seyfettin. 'Dikkat ve dirayetiyle her işin yolunda yürümesini temin etmişti.' -O. Aysu.

116

yolunu beklemek (gözlemek)

gelmesini beklemek: 'Ben merak ederdim, gece yarılarına kadar yolunu beklerdim.' -M. Ş. Esendal.

114

yolunu bilmek

yöntemini biliyor olmak.

50

yolunu bulmak

1) gereken çareyi bulmak: 'Bir yolunu bulduğu hâlde onları mektepten atmaya çoktan karar vermişti.' -R. N. Güntekin. 2) argo yasal olmayan yollardan kazanç sağlamak.

118

yolunu değiştirmek

gittiği yoldan ayrılarak başka yola geçmek: 'Aradan uzun seneler geçer, o kadını sokakta gördüler mi yollarını değiştirirler.' -Ö. Seyfettin.

118

yolunu kesmek

engel olmak, engellemek: 'Yani şüphelendiği müşterilerin yolunu kesmiyor, uzaktan uzağa onları takip etmekle nefsini köreltiyordu.' -N. Hikmet.

113

yolunu sapıtmak

doğru yoldan ayrılmak, kötü yola sapmak: 'Feride, senin kaşların lakırtılarına benziyor, güzel güzel, ince ince başlıyor fakat sonra yolunu sapıtıyor.' -R. N. Güntekin.

43

yolunu tutmak

bir yere doğru gitmeye başlamak: 'Bir süre sonra, kara kış gelince bakmış ki olacak gibi değil, güneyin yolunu tutmuş.' -T. Halman.

109

yom tutmak

uğurlu saymak.

113

yorgan döşek yatmak

ağır hasta olmak: 'Aksi gibi çamaşırcının ihtiyar kocası o akşam birdenbire hastalanmış, kim bilir kaç derece ile yorgan döşek yatmıştı.' -R. N. Güntekin.

114

yorgun düşmek

çok yorulmak, bitkin duruma gelmek: 'Ben de uykusuzluktan yorgun düşmek üzereyim, yatacağım.' -R. H. Karay.

105

yorgunluğunu almak

1) dinlenmesine sebep olmak; 2) birini dinlendirmek.

117

yorgunluk (yorgunluğunu) atmak (çıkarmak)

1) dinlenmek: 'Mesela şimdi yorgunluk çıkarmak için yıkanmak istersiniz.' -R. H. Karay. 'Hele trenin yorgunluğunu at bir üzerinden.' -T. Dursun K. 2) yaptığı işten, yorgunluğu unutturan, sevindirici bir sonuç almak.

110

yorgunu yokuşa sürmek

yapılması güç bir işin, büsbütün güç şartlarda gerçekleştirilmesini istemek.

114

yosun bağlamak (tutmak)

üzerini yosun kaplamak.

116

yön vermek

yeni bir biçim, yeni bir düzen vermek: 'Ama unutmayalım ki tecessüslerimize yön veren ihtiyaçlarımızdır.' -C. Meriç.

128

yörüngesine oturmak

1) yapma uydu uzayda istenilen yörüngede hareket etmek; 2) mec. bir iş yoluna girmek.

43

yufka açmak

hamuru yufka durumuna getirmek.

120

yuh çekmek

beğenilmeyen, tasvip edilmeyen birine veya bir duruma karşı haykırmak: 'Bu yeni kişilik artık Beşiktaş tribününden hakeme yuh çekemez.' -H. Taner.

119

yuha çekmek

yuh çekmek.

112

yuhaya tutmak

yuh çekmek.

109

yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal

aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık.

119