Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yukarıdan almak

yumuşaklık göstermemek, ağır önerilerde bulunmak, sert davranmak.

112

yuları birinin elinde olmak

bir kimsenin davranışları birinin denetiminde, yönetiminde olmak.

116

yuları ele vermek (kaptırmak)

birinin sözünden çıkmayacak duruma gelmek, kendi iradesiyle davranmamak.

109

yuları takmak

birini sözünden çıkamayacak duruma getirmek, egemenliği altına almak: 'O da sana er geç yuları takar, benden beter olursun.' -R. N. Güntekin.

105

yuları teslim etmek

yuları ele vermek.

125

yumruğuna güvenmek

isteklerini yaptırmak için yalnızca bedensel gücüne güvenmek.

111

yumruk atmak (indirmek)

yumrukla vurmak.

47

yumruk gibi

yumruk büyüklüğünde.

39

yumruk göstermek

korkutmak, gözdağı vermek.

44

yumruk kadar

1) çok iri, büyük: 'Yemek yemek için kıyı kumsalına çıkmış, orada ona yumruk kadar bir örümcek musallat olmuştu.' -Halikarnas Balıkçısı. 2) küçücük: 'Yumruk kadar çocukcağızı tek başına trene oturtamaz ya...' -R. H. Karay.

52

yumruk yumruğa gelmek

yumruklaşmak.

48

yumurta kapıya dayanmak (gelmek)

yapılacak iş için zaman çok daralmak.

57

yumurtadan daha dün çıkmış

'bilgiçlik taslayan toy kimse' anlamında kullanılan bir söz.

47

yumurtaya kulp takmak

bahane bulmakta usta olmak.

122

yumurtayı çalkamak

hayvan, üstüne oturduğu yumurtayı çevirmek.

108

yunmuş arınmış (yıkanmış)

1) yıkanıp temizlenmiş; 2) mec. suçu olmayan.

119

yurt edinmek (tutmak)

bir yeri kendisine, ailesine yurt olarak kabul etmek, vatan tutmak.

109

yuva kurmak

evlenmek: 'Âşıksak, âşık olduğumuz gençle, yalnız onunla bir yuva kurmak istiyorsak, o kapı da her şeye karşın hâlâ ve hep açıktı.' -A. Ağaoğlu.

116

yuva yapmak

1) yuva hazırlamak, yuva oluşturmak; 2) evlenmek: 'Hâlbuki genç bir kızla yuva yapmak, ölünceye kadar bahtiyar yaşamak için...' -Ö. Seyfettin.

105

yuvarlak konuşmak

bir şeyin ayrıntılarını gereği gibi belirtmeden genel konuşmak: 'Yuvarlak konuşmayı bırak da söyleyeceğini açıkça söyle diye hatibe müdahale etti.' -H. Taner.

113

yuvarlanıp gitmek

1) eldeki imkânlarla geçinmek: 'Biz işte aile gibi bir şeyiz burada, büyük hanımı da kendimize uydurduk, yuvarlanıp gidiyoruz.' -R. N. Güntekin. 2) birdenbire ölmek.

121

yuvasını bozmak

aile düzenini dağıtmak.

114

yuvasını dağıtmak

kurulu ev düzenini bozmak.

114

yuvasını yıkmak

1) birinin eşinden boşanmasına sebep olmak; 2) biri eşinden ayrılarak kendi aile düzenini yok etmek.

114

yuvayı yürütmek

evlilik birliğini sürdürmek: 'Yuva kurma, yuvayı yürütme sorumluluğu yine benim üstümdeydi.' -C. Uçuk.

113

yük altına girmek

ağır bir görevi üzerine almak.

119

yük vurmak

hayvana yük yüklemek.

113

yüksek oynamak

kumar ve şans oyunlarına çok para ile katılmak.

105

yüksek perdeden konuşmak

1) yüksek sesle konuşmak; 2) meydan okurcasına sert konuşmak; 3) yapılması güç şeyleri gerçekleştirebilecekmiş gibi abartmalı konuşmak: 'Güya bütün memleket arkamızda imiş gibi yüksek perdeden konuşmaya başlamıştık.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

52

yükseklerde dolaşmak

elde edilmesi güç şeyler istemek.

114