Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

cesaret göstermek

yürekli davranmak.

112

cesarete gelmek

yılgınlığı gitmek, yüreklenmek.

103

cesaretini toplamak

kendine güven duygusunu, yürekliliğini ve atılganlığını bir araya getirmek: 'Bir gün bütün cesaretini toplayıp beyefendiye gider.' -F. R. Atay.

122

cevabı dikmek (dayamak veya yapıştırmak)

hlk. kesin, ters ve karşısındakinin beklemediği bir karşılık vermek: 'Usta hemen cevabı yapıştırmıştı.' -N. Hikmet.

46

cevahir yumurtlamak

tkz. cevher yumurtlamak.

118

cevapsız bırakmak

karşılığında herhangi bir cevap vermemek, bir tepki göstermemek: 'O yüzden, seni ödüllendirmek için sorunu cevapsız bırakmayacağım.' -İ. O. Anar.

38

cevapsız kalmak

cevap alınamamak: 'Suallerim cevapsız kaldı.' -N. F. Kısakürek.

115

cevher yumurtlamak

tkz. değerli sözler söylediğini sanarak saçmalamak: 'Sofrada biraz fazla kaçırdığı şarabın ateşiyle daha saatlerce cevherler yumurtlayacaktı.' -Ö. Seyfettin.

117

ceviz kırmak

yanlış tutum veya davranışta bulunmak, hata yapmak: 'Onun kırdığı cevizler artık haddini aştı.' -O. C. Kaygılı.

111

ceylan gibi

yapısı ince ve uyumlu.

45

ceza almak

cezalandırılmak.

107

ceza çekmek

1) hapiste yatmak: Hırsızlıktan üç ay ceza çekti. 2) manevi bakımdan işlenen suçun ağırlığını çekip sıkıntı ve üzüntü içinde kalmak.

115

ceza görmek

kendisine ceza verilmek, cezalandırılmak.

114

ceza vermek

1) cezalandırmak; 2) para cezası ödemek.

103

ceza yemek

cezalandırılmak.

97

cezasını bulmak

hak ettiği kötü sona uğramak: 'Hasretten lime lime olmuş zavallı kalbinle oynayanlar cezalarını buldular.' -H. E. Adıvar.

48

cezasını çekmek

1) yaptığı bir kusur veya tedbirsizliğin zararına uğramak: 'Bu haylazlığının cezasını çeker.' -P. Safa. 2) hükmedilen cezayı bitirmek.

110

cezaya çarptırmak

cezalandırmak: 'Seni yalana tövbe ettirecek bir cezaya çarptırmalıyım.' -R. H. Karay.

111

cezbeye tutulmak (kapılmak)

bir duygu veya bir inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçmek: 'Cezbeye tutulmuş gibi haykırdım, Türkçe haykırdım.' -A. Gündüz.

116

cezve sürmek

kahveyi pişirmek için cezveyi ateşe koymak.

100

cıcığı çıkmak

1) çok yorulmak; 2) hırpalanmak.

106

cıcığını çıkartmak

cıcığı çıkmak.

109

cılk çıkmak

kusurlu, boş veya bozuk çıkmak.

41

cılk etmek

bozmak, çürütmek.

40

cılkı çıkmak

bozulmak, doğru ve uygun yolundan ayrılmak.

111

cıva gibi

yerinde durmaz, ele avuca sığmaz, çok hareketli.

102

cız etmek

1) 'cız' diye ses çıkarmak; 2) acı duymak.

102

cızlamı çekmek (cızlam etmek)

1) kaçmak, savuşup gitmek; 2) argo ölmek: 'Adam bir hafta içinde cızlamı çekerse hiç günahım yokken adım kötüye çıkar.' -T. Yücel.

119

ciddiye almak

inanmak, gerçek sanmak, önem vermek: 'Halkımız sanatçıyı baştan beri pek ciddiye almaz, ona bir delişmen gözüyle bakar.' -T. Uyar.

49

ciğer kebap olmak

büyük bir acıya uğramak, yüreği yanmak.

46