En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Deyimler

dünyadan geçmek (el çekmek)

bir kenara çekilip toplum yaşamına karışmamak.

106 görüntülenme

fire vermek

eksilmek, azalmak: 'Halk edebiyatı gibi, divan edebiyatı da çok fire verdi elbet.' -B. Necatigil.

106 görüntülenme

ölümü gör (öp)

bir konuda karşısındakini ikna etmek için kullanılan yemin sözü: 'Sevim, Beyhan'ın ölümü öp diye ısrarla getirdiği pastasından bir dilim yedi.' -H. Taner.

106 görüntülenme

dımdızlak ortalıkta bırakmak

her türlü varlıktan, olanaktan mahrum kılmak, yokluğa mecbur etmek: 'Sanıyorum ki bazıları dünyayı altımızdan çekip bizi dımdızlak ortalıkta bırakmaya çalışıyorlar.' -A. Boysan.

106 görüntülenme

ağza almamak

anmamak, sözünü etmemek: 'Tövbekâr olduktan sonra eskiden işlediğimiz günahlar ağza alınmaz.' -H. E. Adıvar.

106 görüntülenme

arkasından teneke çalmak

tenekeye sopa vb. ile vurarak giden bir kişiye hakaret etmek.

106 görüntülenme

hallihamur olmak

içinde bulunduğu koşullara uymak: 'Suyun, toprağın, gözyaşının ve insan kanının hallihamur olduğu bu Anadolu toprağı susar mı?' -A. Gündüz.

106 görüntülenme

iti ite kırdırmak

kötülüğü kötülük aracılığıyla ortadan kaldırmak.

106 görüntülenme

halt etmek

tkz. uygunsuz bir söz söylemek, uygunsuz davranmak, uygunsuz bir iş yapmak: 'İşlerim var. Sen de peşime takıl benimle in, sonra ne halt edersen et.' -A. Kulin.

106 görüntülenme

yüzünü buruşturmak (ekşitmek)

yüzüne öfke ve hoşnutsuzluk gösteren bir biçim vermek: 'Yüzünü buruşturuyor Fuat, ukalalığından sıyrılıyor, üzüldüğü belli.' -A. Ümit. 'Ağır işler görüp de güler yüzünü ekşitmemeyi ve kimseyi incitmeden yaşamayı analar bu adamlara öğretmeli idiler.' -M. Ş. Esendal.

106 görüntülenme

halt karıştırmak

tkz. halt etmek: 'Şu kendisine üç saniye gibi gelen bir saat on beş dakika zarfında ne halt karıştırmıştı.' -S. F. Abasıyanık.

106 görüntülenme

yerin dibine geçmek (batmak veya girmek)

1) çok utanıp sıkılmak: 'Memleketin ne tarafına gitsem haritayı şaşırıyor, bilgisizliğimden yerin dibine geçiyordum.' -B. R. Eyuboğlu. 2) görünmez olmak, kaybolmak.

106 görüntülenme

birbirine düşmek

araları açılmak, aralarında anlaşmazlık çıkmak.

106 görüntülenme

öfkesi kabarmak

çok kızmak, sakinleşmişken yeniden öfkelenmek, tekrar sinirlenmek.

106 görüntülenme

bacak kadar

ufacık: 'Bacak kadar çocuğa da ne oluyordu sanki.' -T. Buğra.

106 görüntülenme

dünyanın öbür ucu

çok uzak yer.

106 görüntülenme

hesap tutmak

alışverişle ilgili sayıları bir yere yazmak.

106 görüntülenme

öfkesini kusmak

kızgınlıkla ağır hakaret etmek.

106 görüntülenme

canı cana ölçmek

başkasına yapılacak şeyi kendine yapılacak gibi düşünmek: 'Canı cana ölç. Allah esirgesin bize birisi böyle bir şey yapsa Allah razı olsun der miyiz?' -R. N. Güntekin.

106 görüntülenme

ham hum şorolop

düzenle veya el çabukluğu ile yapılan, kimsenin akıl erdiremediği iş.

106 görüntülenme

yağa bala batırmak

bol bol yedirip içirmek, çok iyi ağırlamak.

106 görüntülenme

gözünü kin bürümek

intikam alma duygusundan başka bir şeye önem vermemek: 'Gözünü kin bürümüş, doğruyu eğriyi seçemiyor, kurunun yanında yaşı da yakacak.' -A. İlhan.

106 görüntülenme

ağzı dolu dolu konuşmak

heyecanlı söz söylemek: 'Birkaç kişiyle, garip bir lisanla ağzı dolu dolu konuşmaya başladı.' -S. F. Abasıyanık.

106 görüntülenme

gözlerini kaçırmak

biriyle göz göze gelmemek için gözlerini başka tarafa çevirmek: 'Bazen böyle bir tesadüf olursa gözlerini kaçırmayı doğru bulmuyorlardı.' -R. N. Güntekin.

106 görüntülenme

laçka etmek

1) den. bir halatı koyuverip boşaltmak; 2) mec. gevşetmek, bitkin bir duruma getirmek: 'Ne oluyorum demeye vakit bulamadan her tarafını laçka eden bir kesiklik duydu.' -S. F. Abasıyanık.

106 görüntülenme

yüzüstü kalmak

1) bir iş, zamanında yapılmayıp olduğu gibi bırakılmak: 'Altı hücreyle cümle kapısının taş kemeri, kalın meşe tahtasından kapı kanatları yüzüstü kaldılar.' -K. Tahir. 2) bir iş bitirilmeden bırakılmak.

106 görüntülenme

gözünün bebeği gibi sevmek

çok sevmek.

106 görüntülenme

ciğerini (delip) delmek (geçmek)

acıklı bir durum, kişiye dayanılmaz bir üzüntü vermek.

106 görüntülenme

alıp vermek

1) kalp çarpıntısı geçirmek; 2) herhangi bir konu üzerinde yoğun olarak düşünmek.

106 görüntülenme

et tutmak

et bağlamak: 'Ye de biraz et, can tut.' -R. H. Karay.

106 görüntülenme