Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

deve dişi gibi

1) iri görünüşlü; 2) sıradan olmayan, tanınmış, güçlü.

106

deve gibi

1) uzun boylu; 2) hantal.

104

deve kuşu gibi başını kuma sokmak (gömmek)

1) bir tehlike, bir olay karşısında yararlı olmayacağı apaçık ortada olan kaçamak bir yola sapmak; 2) başkalarını aldattığını sanarak kendisini aldatmak.

106

deve kuşuluk etmek

deve kuşu gibi başını kuma sokup gerçeklerden uzak duracağını sanmak: 'Bu harekete sadece şımarık gözü ile bakmak deve kuşuluk etmek olur.' -H. Taner.

117

deve nalbanda bakar gibi

alay hiç görmediği, bilmediği bir şeye bakar gibi.

124

deve olmak

para veya yiyecek kaybolmak.

109

devede kulak (kulak gibi) kalmak

1) çok az önemi olmak, söz etmeye değer bulmamak: 'Kitaptan öğrendikleri, hayattan gözlediklerinin yanında devede kulak kalır.' -S. Birsel. 2) yetersiz, çok küçük veya az olmak: 'Tekaüt aylıkları günün ihtiyaçları karşısında devede kulak gibi kalıyordu.' -R. N. Güntekin.

113

deveye hendek atlatmak

birine yapılması çok zor, hemen hemen imkânsız olan işleri yaptırabilmek: 'Görülüyor ki insanlara bir şeyi anlatmak deveye hendek atlatmaktan güçtür.' -S. Birsel.

104

deveyi düze çıkarmak

güçlükleri giderip işleri yoluna koymak.

114

deveyi havuduyla yutmak

eline geçen ve hakkı olmayan şeyleri kendi menfaati için kullanmak, hiç çekinmeden büyük suistimal yapmak.

103

devir açmak

tarihte özellik taşıyan yeni bir çağ başlatmak.

106

devre dışı kalmak

konudan uzak düşmek, konuyla ilgilenememek.

42

devre dışı tutmak (bırakmak)

konudan uzaklaştırmak, ilgilenmemesini sağlamak: 'Özellikle torununun boşanmasında onu devre dışı tutmuşlardı.' -A. Kulin.

100

devreye alınmak

işin içine girmesi sağlanmak: Devlet Bakanı borçların eritileceğini, dış borçlanma için bankaların ve özel sektörün devreye alınacağını kaydetti.

102

devreye girmek

ilgilenmek, karışmak, araya girmek.

112

devreye sokmak

işin içine girdirmek, karıştırmak.

104

deyip de geçmemek

önemsemek: 'Yengeye yenge deyip geçmeyelim. Bir mahalleyi susta durdurur.' -M. Ş. Esendal.

125

dımdızlak ortada kalmak

elindeki her şeyi, imkânlarını yitirmek: 'Zehra dımdızlak ortada kalacak.' -A. İlhan.

106

dımdızlak ortalıkta bırakmak

her türlü varlıktan, olanaktan mahrum kılmak, yokluğa mecbur etmek: 'Sanıyorum ki bazıları dünyayı altımızdan çekip bizi dımdızlak ortalıkta bırakmaya çalışıyorlar.' -A. Boysan.

108

dırıltı çıkarmak (etmek)

çekişmeye yol açmak: 'Rica ederim bey, gelir gelmez ayağının tozu ile dırıltı çıkarma.' -M. Yesari.

113

dış kapının mandalı

1) uzak akraba; 2) önemsiz, değersiz.

98

dışa vurmak

belli etmek.

106

dışarı atmak

1) kovmak; 2) zararlı bir maddeyi terleme, idrar vb. yollarla vücuttan çıkarmak.

110

dışarı çıkmak

büyük abdest yapmak.

96

dışarı vurmak

belli etmek, açıklamak.

36

dışı kalaylı, içi alaylı

'dışı süslü, güzel görünüşlü ancak içi berbat' anlamında kullanılan bir söz.

99

dışına çıkmak

tanınan hak ve yetkileri aşmak.

108

dışında bırakmak

hariç tutmak: 'Biz herhangi bir teşebbüs ihtimalini ebediyen hudutlarımız dışında bırakmak istiyoruz.' -N. F. Kısakürek.

34

dışında kalmak

karışmamak, ilgilenmemek: 'Hiçbir şeye karışmadan olayların dışında kalmak isteyenlerin çabaları boşunaydı.' -N. Cumalı.

102