Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

dökülüp saçılmak

1) soyunmak, çok açılmak; 2) bir şey uğruna çok para harcamak.

101

döküm almak

ayrıntılı hesap listesini toplu olarak göstermek: 'Bu hesapların dökümlerini alıp sizlere vereceğim.' -N. Eray.

114

döküm çıkarmak

bütün hesap işlemlerini bir listeye yazmak.

103

döküp saçmak

dağıtmak, ziyan etmek.

126

döl almak

cins bir hayvandan yararlanarak iyi cins yavru almak.

45

döl döş sahibi olmak

çocuk ve torunları bulunmak: 'Gün gelir, evlenir, döl döş sahibi olur, durulur.' -C. Uçuk.

111

döl vermek

1) yavru vermek, üremek; 2) ürün vermek.

113

dönüp dolaşmak

1) uzun süre gezmek; 2) mec. arayış içinde olmak, her çareye başvurmak: 'Yirmi sene hep aynı renkler içinde dönüp dolaştık.' -B. R. Eyuboğlu.

112

dönüp geriye bakmak

eskiyi hatırlamak, geçmişi gözden geçirmek: 'Şimdi dönüp geriye baktığımda ne görüyorum? Kimi insanlar hayatımızı bir karikatüre çevirmek için ellerinden geleni yapıyorlar.' -S. Dölek.

119

dönüşü olmayan yola girmek

asla bırakılmayacak, vazgeçilmeyecek bir durumda olmak: 'Artık ok yaydan çıkmış sayılırdı, dönüşü olmayan bir yola girdikleri kesindi.' -O. Aysu.

114

dört ayak üstüne düşmek

1) tehlikeli bir durumdan zarar görmeden kurtulmak; 2) işi rast gitmek: 'Yüze gülücü, her dönemde dört ayak üstüne düşen Efruz'un hayat hikâyesini sergileyen piyesim, yurtta bini aşkın defa oynadıktan sonra, televizyon oyunu hâline getirilince yasaklandı.' -H. Taner.

117

dört bir taraf (yan)

her yan, bütün çevre: 'Oğulları babasını iyileştirmek için dört bir yana koşuşurdu.' -A. İlhan.

108

dört dönmek

1) telaşla çare aramak: 'Cemil, Cemil! diye haykırarak yağmurun altında dört dönüyordum.' -R. N. Güntekin. 2) bir iş yapmak için telaşla sağa sola koşmak: 'Bizi memnun etmek için etrafımızda dört dönüyordu.' -Ç. Altan.

113

dört duvar arasında kalmak

evde, kapalı bir yerde kalmak zorunda olmak: 'Ömrünü dört duvar arasında geçirmiş, çocuklarından başka insan yüzü görmemiş temiz bir ev kadını birdenbire değişemezdi.' -R. N. Güntekin.

113

dört gözle beklemek (bakmak)

çok isteyerek veya özleyerek beklemek: 'Terekesini paylaşmak için dört gözle ölümünü beklemekteydiler.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

50

dört üstü, murat üstü

işi her zaman yolunda olanlar için söylenen bir söz.

125

dört yanı deniz kesilmek

çaresiz ve umutsuz kalmak.

116

dörtköşe olmak

çok keyiflenmek, çok zevk almak.

104

dörtnala kaldırmak

dörtnal koşturmaya başlamak: Atı dörtnala kaldırdı.

114

dörtnala kalkmak

dörtnal koşmak: 'Atlar bazen dörtnala kalkıyor, bazen tırısa geçiyordu.' -R. Enis.

107

döşeğe düşmek

yatağa düşmek.

112

döviz kaçırmak

yurt dışına izinsiz döviz çıkarmak.

110

dramatize etmek

1) bir edebî eseri radyo, televizyon veya sahne oyunu biçimine getirmek; 2) mec. bir olayı olduğundan daha acıklı, abartılı bir biçimde ortaya koymak.

103

dua (duasını) almak

iyi yapılan bir işle birinin hoşnutluğunu kazanmak: 'Elini öpüp duasını almak istedim.' -B. Felek.

109

duası tutmak

1) duası gerçekleşmek: 'Duasının tutup tutmayacağını söyleyemezdi.' -T. Buğra. 2) etkili olmak.

44

duba gibi

çok şişman.

112

duble etmek

astar geçirmek.

102

dudağını (dudaklarını) ısırmak

yakışıksız bir durum karşısında şaşmak: 'Koca Ali bu kararı duyunca ömründe ilk defa olarak sarardı. Dudaklarını ısırdı.' -Ö. Seyfettin.

108

dudağının ucuna gelmek

hemen söyleyecek durumda olmak: 'Bayram, dudağının ucuna gelen soruyu soramadı.' -A. Kulin.

120

dudak (dudağını) bükmek

1) bir şeyi beğenmediğini, küçümsediğini belli etmek, umursamamak, pek aldırış etmemek: 'Masalların yıllarca uzakları gösteren büyülü aynasına bugünün çocukları dudak bükerler.' -N. Hikmet. 2) ağlayacak gibi olmak.

80