Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

dünyayı ben yarattım havasında olmak

çevresinde güçlü olduğu düşüncesini oluşturmak: 'O da oğlanın, dünyayı ben yarattım havalarındaki tavrından rahatsız olmuştu.' -A. Ümit.

44

dünyayı görmemek

bir konuya veya bir işe aşırı odaklanıp çevre ile ilgilenmemek: 'Günlerce, haftalarca kitapların içine gömülür, dünyayı görmezdim.' -R. N. Güntekin.

109

dünyayı haram etmek

bir yeri yaşanılmaz duruma getirmek: '... kadıncağıza, o iki zavallı öksüz kızcağıza, dünyayı haram ediyor.' -A. İlhan.

102

dünyayı tozpembe görmek

üzücü durumlara bile iyimser gözle bakmak: 'Gümüş şamdanların, pembe karanfillerin, kristallerin renk renk, ışık ışık parladığı sofralarda melek yüzlü, tatlı dilli insanlarla konuşur, dünyayı tozpembe görürdük.' -M. Ş. Esendal.

103

dünyayı tutmak

çok yayılmak, her yere dağılmak: 'Şöhreti dünyayı tutan Paris kadını nadiren güzeldir.' -A. Haşim.

47

düş kırıklığı yaratmak

beklentileri karşılayamamaktan dolayı burukluğa yol açmak: 'Karşısındaki kadında düş kırıklığı yarattığının farkında.' -A. Kulin.

38

düş kırıklığına uğramak

beklediği sonucu alamamak: 'Uğradığı düş kırıklığı adımlarına yansıyan sünepe bir adam.' -A. Ümit.

105

düşeş atmak

1) tavlada zarlar altı altı gelmek: 'Terlikçi İhsan, üst üste iki düşeş atmakla marsı sağlamış gibiydi.' -H. Taner. 2) mec. umulmadık bir başarı kazanmak.

49

düşman (düşmanı) kesilmek

düşman olmak, düşman gibi görmek: 'Şu dakika yalnız bu memleketin değil, bütün insanlığın düşmanı kesilmişti.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

85

düşman başına

durumun kötü olduğunu göstermek için kullanılan bir söz: 'Hele ihtiyarlıkta yatağa düşmek, düşman başına.' -A. İlhan.

102

düşman çatlatmak

iyi durum ve başarılarla düşmanı kıskandırmak veya kızdırmak.

27

düşman olmak

kin beslemeye başlamak.

111

düşüncesini açmak

görüşünü bildirmek.

101

düşüncesini okumak

bir kimsenin ne düşündüğünü anlamak.

36

düşünceye dalmak

derin derin düşünmek: 'Rıhtımda bir aşağı bir yukarı dolaşanları seyre müsait bir iskemlede düşünceye daldım.' -S. F. Abasıyanık.

103

düşünceye varmak

bir görüşe veya karara varmak, bir inanca ulaşmak.

107

düşünüp (düşünmek) taşınmak

konuyu bütün yönleriyle inceleyip ona göre davranmak, iyice düşünmek: 'Düşündüm taşındım. Yani, insan dişi ağrırken ne kadar düşünüp taşınabilirse, o kadar düşünüp taşındım işte.' -N. Hikmet.

111

düven sürmek (dövmek)

düvenle ekinlerin tanelerini başaklarından çıkarmak.

42

düz duvara tırmanmak

çocuk, çok yaramazlık yapmak.

99

düze indirmek

eşkıyalıktan vazgeçirmek: 'Ezilmemiş onun karşısında, kısadan giderivermiş vaatle düze indirdiği adamın merakını.' -K. Korcan.

101

düze inmek

eşkıyalıktan vazgeçmek: 'Düğünevinin avlusuna girerken yeni düze inmiş efeler gibi nara attı.' -Ö. Seyfettin.

101

düzen kurmak

1) işler duruma getirmek; 2) düzenlemek: 'Ağaçlarla evler arasında bir düzen kurmadıkça bir şehrin tadı tuzu kalır mı?' -B. R. Eyuboğlu. 3) mec. hileye başvurmak.

138

düzen vermek (düzene koymak, düzene sokmak)

1) düzenlemek, dağınıklıktan kurtarmak: 'Onun kendi yaşayışına yeni bir düzen vermesi gerekiyordu.' -T. Buğra. 'Yatak odasını düzene sokmakla meşguldü.' -R. H. Karay. 2) akort etmek: 'Şu sazıma bir düzen ver.' -Âşık Ali İzzet.

108

ebedî uykuya dalmak

ölmek: 'Bu mezarda iki harp ve aile kahramanı ebedî uykusuna dalmıştı.' -A. Gündüz.

111

ecel aman verirse

'ömür yeterse, ölmezsem' anlamında kullanılan bir söz.

109

eceli gelmek

ölümü veya yok olması kaçınılmaz duruma gelmek: 'Bizim oralarda eceli gelmeden vuruyorlar adamı.' -A. Kulin.

105

eceline susamak

ölmek istermiş gibi tehlikeli işlere girişmek.

91

eceliyle ölmek

olağan sayılan herhangi bir biçimde ölmek.

118

edebini takınmak

edepli davranmaya başlamak.

33