Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

gözden kaybolmak

ortadan çekilmek veya görünmez olmak, kaybolmak: 'Vakta ki gece mehtaba çıktılar. Senihe ile Faik Bey uzun bir müddet gözden kayboldular.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

95

gözden nihan olmak

gözden kaybolmak: 'Nihayet yıkık bir kulübe civarında gözden nihan oldular.' -R. N. Güntekin.

110

gözden uzak tutmak

önem vermemek, arka plana itmek: Çıkarlarını gözettiği sınıfı gözden uzak tutmak, adını andırmamak isterler.

109

gözden uzaklaşmak

ayrılıp başka yere gitmek, görünmez olmak.

110

göze almak

gelebilecek her türlü zararı ve tehlikeyi önceden kabul etmek: 'Bunlardan kaç babayiğit bu ölüm yarışını göze alabilir?' -T. Buğra.

110

göze batmak

1) aşırı derecede görünür olmak: 'Şöyle kenara göze batmayacak bir masaya iliştik.' -N. Hikmet. 2) tedirgin etmek, uygunsuz veya yakışıksız görünmek: 'Hiçbir zaman göze batmak ve sivrilmek isteme.' -N. F. Kısakürek. 3) çekemezliğe yol açmak.

88

göze çarpmak

dikkati üzerine çekmek: 'Evin nizamında Türk kadınlarının vakur zarafeti göze çarpar.' -O. S. Orhon.

98

göze diken olmak

göze batmak.

122

göze gelmek

birisine nazar değmiş olmak.

112

göze girmek

davranış ve yetenekleriyle ilgi ve önem kazanmak: 'O fırsatta onu yererek göze girmeye çalışan birkaç tıynetsiz dalkavuk da elbet renk verdiler.' -A. Kabaklı.

105

göze görünmek

belli, açık olmak.

107

göze görünmemek

1) ortaya çıkmamak, ortalıkta dolaşmamak, saklanmak; 2) kendisi var olduğu hâlde göz onu görememek; 3) değersiz olmak.

111

gözetim altında tutmak

göz önünden ayırmamak: 'Onu kolla, gözetim altında tut ama bunu ona hiç belli etme.' -A. Kulin.

47

gözetime almak

gözetmek.

98

gözle görülür, elle tutulur hâle gelmek

çok açık bir biçimde görülmek, herkes tarafından bilinmek: Haksızlık, rüşvet, gözle görülür, elle tutulur hâle gelmişti.

105

gözle yemek

1) bir şeye çok istekle ve dik dik bakmak; 2) göz değdirmek: Çocuğu gözle yediler.

116

gözlem altına almak

1) bir nesneyi, olayı veya bir gerçeği, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alıp incelemek; 2) hastanın hastalığını izlemek, denetim altında bulundurmak.

97

gözleri bayılmak

uyku, istek vb. bir durum gözlerinden belli olmak.

105

gözleri berraklaşmak

bakışları daha canlı ve parlak olmak: 'Çocukluğuna ait bazı hatıralarını söylerken, gözleri berraklaşıyordu.' -R. N. Güntekin.

98

gözleri buğulanmak (bulutlanmak)

gözleri yaşararak çevreyi bulanık görmek.

112

gözleri çakmak çakmak (olmak)

ateşli hastalık veya öfkeden gözleri kızarmış ve parlamış (olmak): 'Avuçları ateş gibi fersiz gözleri çakmak çakmak dört dönüyordu.' -H. E. Adıvar.

110

gözleri çukura gitmek (kaçmak)

aşırı yorgunluktan göz çevresi kararmak veya çökmek: 'Genç yakışıklı yüzü solmuş, gözleri çukura kaçmıştı.' -Y. Kemal.

117

gözleri dolmak (dolu dolu olmak)

ağlayacak kadar duygulanmak: 'Gözleri dolu doluydu ama ağlamadı.' -A. Ümit.

105

gözleri dönmek

aşırı ateşten veya can çekişirken gözlerin renkli bölümü kapakların altında kalarak görünmemek.

124

gözleri fıldır fıldır etmek

şeytanca ve çapkınca bakmak.

34

gözleri fıldır fıldır olmak

telaşlı bir biçimde bakmak: 'Pipo içer, gözleri yüzünde iki ateş böceği gibi fıldır fıldırdır.' -N. Hikmet.

122

gözleri ışıklı (olmak)

gözleri ışık içinde (olmak).

112

gözleri kan çanağına dönmek (kanlanmak)

1) uykusuzluk, yorgunluk, ağlama vb. sebeplerle gözleri çok kızarmak: 'Kerem'in kusacağı geliyordu. Gözleri kan çanağına dönmüştü.' -Y. Kemal. 2) sinirden, öfkeden, hiddetten gözleri irileşmek ve kızarmak.

113

gözleri kapanmak

1) ölmek; 2) çok uykusu gelmek.

104

gözleri parlamak (parıldamak)

gözlerinde sevinç ve istek belirmek: 'İki kere gidip geldikten sonra gözleri parladı, evi bulmuştu.' -H. E. Adıvar. 'Yavaş yavaş başlarını kaldırıp yekdiğerinin yüzüne baktılar, ikisinin de gözleri parıldadı.' -A. H. Müftüoğlu.

104