Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

gözü almamak

bir işi becerebileceğine inanmamak, yadırganmaz olmak.

108

gözü arkada kalmak

bırakılan bir şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek: 'Benim gibi bir adama teslim ettikten sonra gözü arkada kalmazdı.' -R. N. Güntekin.

97

gözü bağlı olmak

1) bağlanmak, tutulmak; 2) büyülenmiş bulunmak.

105

gözü bulanmak

bulanık görmeye başlamak.

100

gözü büyükte olmak

büyük emeller beslemek.

36

gözü dalmak

gözü bir noktaya dikili olarak dalgın dalgın bakmak.

110

gözü değmek

uğursuzluk, kötülük getirdiğine inanılan kıskanç veya hayran bakışlar dolayısıyla kötü bir duruma düşürmek.

104

gözü doymak

çok istenen bir şeyin yeterli miktarı elde edildikten sonra daha çoğunu istememek.

113

gözü dumanlanmak

öfkeden gözü hiçbir şey görmez duruma gelmek.

101

gözü dünyayı görmemek

hiç kimseye, hiçbir şeye önem, değer vermemek: 'Bir kere fevri, hemen parlar, kızınca gözü dünyayı görmez.' -A. İlhan.

116

gözü gönlü açılmak

neşelenmek, ferahlamak.

116

gözü görmemek

1) görmez olmak; 2) belli bir şeyden başka bir şeyle ilgilenmemek; 3) öfke sonucu en kötü şeyleri yapacak duruma gelmek.

101

gözü hiçbir şey görmemek

heyecana kapılıp başka hiçbir şeyle uğraşamaz duruma gelmek: 'O yaz nasıl geçti bilmiyorum; ne yaz ne tatil, hiçbir şeyi gözüm görmüyordu.' -A. Erhat.

111

gözü ilişmek

birdenbire veya istemeden görmek: 'Demin şu pencereden gözüm denize ilişince kendimi Roma'ya giden bir vapurda sandım.' -P. Safa.

104

gözü kalmak

1) elde edemediği bir şeye karşı isteği sürmek; 2) elde edemediği bir şeyi kıskanmak: 'Ben herkesin gözü kalsın istemem yediğim lokmada.' -N. Cumalı.

108

gözü kapalı olmak

çevresinde olup bitenin farkına varmamak, ilgisiz kalmak.

106

gözü kara çıkmak

korkusuz olduğu anlaşılmak: 'Gözü kara çıkmış, yaşamın bozuk para gibi harcanabileceğini kanıtlayan o üstün insanlar arasına katılmıştı.' -S. İleri.

106

gözü kızmak

gözü hiçbir şey görmeyecek ölçüde öfkelenmek.

40

gözü korkmak

daha önce geçirdiği kötü bir denemeden sonra birinden veya bir şeyden zarar gelebileceği kanısına varmak: 'Yabancı bir iklimde, ebedî olarak yaşamaya mahkûm olduktan sonra bundan üstün hangi bir cezadan gözümüz korkabilir.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

109

gözü sönmek

kör olmak.

87

gözü toprağa bakmak

ölmek üzere olmak.

39

gözü uyku tutmamak

uyuyamamak: 'O gece Aşağı Sazan'ın gözünü uyku tutmamıştır, birçok pencerede ışık vardır.' -R. N. Güntekin.

46

gözü yılmak

daha önceden denediği için o durumla karşılaşmaktan korkmak, o işe girişmekten çekinmek: 'Artık bu tedaviden bıkmış usanmış, adamakıllı gözü yılmıştı.' -P. Safa.

114

gözü yolda (yollarda) kalmak (olmak)

birinin gelmesini merak, istek veya özlemle beklemek.

128

gözü yüksekte (yükseklerde) olmak

bulunduğu durumdan çok üstün olan bir duruma ulaşma amacını gütmek.

113

gözüm çıksın (kör olsun)

bir şeyin doğruluğuna inandırmak için edilen ant.

45

gözün aydın!

sevinçli bir olay dolayısıyla kullanılan bir kutlama sözü.

38

gözünde (gözlerinde) şimşek (şimşekler) çakmak

1) sert ve şiddetli darbe yüzünden göz önünde yıldızlar oluşmak; 2) çok sevindiğini belli etmek: 'Zehra'yı Haşim'e almayı düşünürken, oğlanın gözlerinde nasıl şimşek çakmıştı.' -H. E. Adıvar. 3) çok kızmak, öfkelenmek: 'Eski oyuncunun gözlerinde şimşekler çaktı, yutkundu.' -H. E. Adıvar. 4) çok üzücü bir sebeple sarsılmak.

108

gözünde büyümek

bir şey bir kimseye olduğundan güç veya önemli görünmek: 'Güneşin altında bu sıcak kırları geçmenin ağırlığı gözümde büyüyordu.' -M. Ş. Esendal.

117

gözünde büyütmek

bir kimseyi, olayı veya şeyi abartmak: 'Bir zamanlar gözünde büyüttüğü adama bir nevi minnet borcu edası olmalıydı bu.' -O. Aysu.

111