Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

gözünde tütmek

çok özlemek: 'Akşamlar niçin hâlâ gözünde tütüyor?' -A. N. Asya.

105

gözünden (gözlerinden) uyku akmak

çok uykulu olmak: 'Şilteye diz çökmüş, uyku akan gözlerini parmaklarıyla açıyor, uyumayayım diye ninni söylüyordu.' -R. N. Güntekin.

112

gözünden (gözlerinden) yaş (yaşlar) boşanmak

çok ağlamak: 'Gözlerinden yaşlar boşandı birden.' -C. Uçuk.

110

gözünden kıskanmak

üzerine titremek, kollayıp gözetmek.

103

gözüne (gözlerine) bakmak

gözünün veya gözlerinin içine bakmak.

41

gözüne batmak

tedirgin etmek, rahatsız etmek: 'Kimsenin gözüne batmadan, tanınıp bilinmeden büyük bir kentin kaldırımlarında yaşamanın doyulmaz bir tadı vardı.' -N. Cumalı.

104

gözüne çarpmak

görünür olmak, dikkati çekmek: 'İlk gözüme çarpan köşe minderi ve üstündeki eski nakışlarla işlenmiş yastıklar.' -H. E. Adıvar.

108

gözüne diken olmak

gözüne batmak: 'Hasene'yi odadan kovdunuz da şimdi gözünüze ben mi diken oldum?' -H. R. Gürpınar.

42

gözüne dizine dursun

nankörlük eden birine 'Allah nankörlüğünün cezasını seni kör ve kötürüm ederek versin' anlamında söylenen bir ilenme sözü: 'Yaptığım iyilik gözünüze dizinize dursun.' -S. F. Abasıyanık.

50

gözüne hiçbir şey görünmemek

kendi derdi dolayısıyla hiçbir şeye değer vermemek.

108

gözüne karasu inmek

1) karasu hastalığı yüzünden gözü görmez olmak; 2) gelmesini çok istediği kimsenin uzun süre yolunu gözlemek.

33

gözüne kestirmek

1) başarabileceğini ummak; 2) zevkine uygun bulmak, hoşlanmak: 'Dam olarak beni gözüne kestirdiği anlaşılıyordu.' -R. N. Güntekin. 3) uygun bulmak, elverişli görmek: 'Kayaların gözüme kestirdiğim bir yerinden aşağı inmeye başladım.' -R. N. Güntekin.

112

gözüne sokmak

bir kimsenin görmediği veya bulamadığı bir şeyi, ona sert bir tavırla göstermek.

106

gözüne uyku girmemek

uyuyamamak, uykusuz kalmak: 'Uykum kaçınca aklım bir şeye takılır ve o takıntıyı savuşturuncaya kadar gözüme uyku girmez.' -B. Felek.

36

gözünü ... hırsı bürümek

bir şeyi aşırı ölçüde istemek: 'İnsanın gözünü hırs, para hırsı bürümeye görsün!' -S. F. Abasıyanık.

109

gözünü (gözlerini) (bir şeye) dikmek

dikkatle bakmak, gözünü ayırmadan bir yere veya bir kimseye bakmak: 'O sert bir tavır alıyor, gözlerini Ali Rıza Bey'in gözlerine dikerek adamcağızı büsbütün şaşırtıyordu.' -R. N. Güntekin.

51

gözünü (gözlerini) açmak

1) uyanmak; 2) kendine gelmek, ayılmak: 'Eczacının yaptığı bir adrenalin iğnesinden sonra gözlerini açtı.' -H. Taner. 3) uyanık, dikkatli bulunmak: 'Gözünü aç da kâğıdı kaptırma.' -S. Ali.

114

gözünü (gözlerini) duman bürümek

1) hayale dalmak, dalgınlaşmak: 'Gözlerini de bir duman bürüyor, başını yana çevirerek uzaklara bakıyordu.' -R. N. Güntekin. 2) hüzünlenmek.

125

gözünü (gözlerini) kan bürümek

adam öldürecek kadar öfkelenmek.

111

gözünü (gözlerini) kapamak

1) ölmek: 'Fakat o gözünü kapayınca başsız kalan konak birdenbire karışmış.' -R. N. Güntekin. 2) görmezden gelmek: 'Dünün kurumları ile birlikte güzellik ölçüleri, değerleri de değişiyor, biz bunlara gözlerimizi kapamak istiyoruz.' -N. Ataç.

100

gözünü (gözlerini) kırpmadan

çekinmeden, korkusuzca: 'Bu yüzden gözlerini kırpmadan cinayet işleyebiliyorlar.' -A. Ümit.

102

gözünü (gözlerini) oymak

çok kötülük etmek: 'Pembe Teyzenin niyeti bozuk fakat babama göz atarsa gözünü oyacağımı dobra dobra söyledim.' -H. E. Adıvar.

113

gözünü ağartmak

gözlerini belertmek.

35

gözünü alamamak

bir şeye, bir yere bakmaktayken, gözünü oradan başka bir yere çevirememek: 'Sermet Bey, gözünü köşkten alamıyordu.' -Ö. Seyfettin.

110

gözünü daldan budaktan (çöpten) esirgememek (sakınmamak)

tehlikeli işlere atılmaktan çekinmemek: 'Gençliğinde gerçekten delifişek, gözünü daldan budaktan sakınmaz bir askermiş.' -H. Taner.

113

gözünü doyurmak

bol bol vermek.

104

gözünü dört açmak

aldanmamak için çok uyanık bulunmak: 'Hop diye giriyoruz, gözünüzü dört açın, tongaya basmayın.' -H. Taner.

36

gözünü gözüne dikmek

başkasının gözüne sürekli olarak bakmak.

41

gözünü hırs bürümek

aşırı hırslanmak.

103

gözünü kapamak

1) ölmek: 'Fakat o gözünü kapayınca başsız kalan konak birdenbire karışmış.' -R. N. Güntekin. 2) görmezden gelmek: 'Dünün kurumları ile birlikte güzellik ölçüleri, değerleri de değişiyor, biz bunlara gözlerimizi kapamak istiyoruz.' -N. Ataç.

105