Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

hatırında tutmak

unutmamak.

105

hatırından (hatır ve hayalinden) geçmemek

aklına gelmemek, düşünmemek: 'Herhangi bir devletin İstanbul'a taarruzu artık hatırından geçmiyordu.' -Y. K. Beyatlı.

114

hatırını hoş etmek

sevindirmek, memnun etmek.

89

hatırını sormak

hâl hatır sormak: 'Herkes içten görünüyor, hatta yıldızımın hiç barışmadığı insanlar bile dostça elimi sıkıyor, hatırımı soruyorlar.' -A. Ümit.

108

hatiften gelmek

gaipten ses gelmek.

116

hatim indirmek

Kur'an'ı başından sonuna kadar okuyup bitirmek, hatmetmek.

109

hatim sürmek

okunan Kur'an'ı, önündeki Kur'an'dan takip etmek.

44

hatime çekmek

son vermek.

114

hava açmak (açılmak)

bulutlar dağılmak.

47

hava atmak

herhangi bir üstünlüğünden dolayı şişinmek, caka yapmak.

115

hava basmak

1) hava vermek; 2) argo büyüklenmek, gururlanmak.

111

hava bozmak

havada yağmur, kar, dolu veya fırtına başlamak: 'Hava birden bozmuş, daha doğrusu poyraza çevirmişti.' -S. F. Abasıyanık.

108

hava bulanmak

yağmur yağacak duruma gelmek.

121

hava çarpmak

iklim ve rüzgâr olumsuz etkilemek.

114

hava değiştirmek

iklimi değişik bir yere gidip bir süre oturmak: 'Hekimleri Seniha'ya biraz yer ve hava değiştirmeyi, biraz kırlarda ve denizlerde gezip eğlenmeyi tavsiye ettiler.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

112

hava fena esmek

ortamla ilgili her türlü şart kötü durumda olmak.

44

hava iyi esmek

ortamla ilgili her türlü şart uygun durumda olmak.

108

hava kaçırmak

1) nesneler için içindeki havayı tutamayıp dışarıya vermek; 2) yellenmek.

111

hava kapanmak

gökyüzü bulutlarla örtülmek.

119

hava kararmak

1) güneşin batmasıyla ortalık kararmak: 'Hava iyice kararmış, caddenin bütün elektrikleri yanmıştı.' -P. Safa. 2) gökyüzü iyice bulutlanmak.

109

hava patlamak

fırtına çıkmak: 'Hava patlamışken, dalgalarla yumruk yumruğa boğuşan bir adamın yazgısını paylaştın mı?' -Z. Selimoğlu.

49

hava vermek

1) tekerlek vb. cisimleri hava ile şişirmek, şişkinliğini artırmak, hava basmak; 2) tıp akciğerlere basınç altında hava veya oksijen doldurmak.

109

hava yapmak

1) kalorifer peteğinde sıvının yerine hava dolmak; 2) mec. böbürlenmek.

119

havada kalmak

1) yerden yüksekte bulunmak: Masanın bir ayağı kısa olduğundan havada kalıyor. 2) mec. sonuca ulaşmamak: 'Yine de bir öğretmenin iyi niyetinin, ilgisinin böyle havada kalışından acı duydu.' -A. Ağaoğlu. 3) mec. bir iddia dayanaksız olduğundan kanıtlanmamak.

119

havadan nem kapmak

en küçük bir şeyden alınmak, çok alıngan olmak: 'Burası, bir loca meydanı gibi, havadan nem kapmaya alışık bir çevreydi.' -A. N. Karacan.

124

havalara uçmak

çok sevinmek: 'Buna pek sevinmişti, oğlum memur oldu diye havalara uçuyordu.' -E. Bener.

124

havale gelmek

1) postane veya banka yoluyla para gelmek; 2) gebe ve çocuklara çoğu zaman bayılma, yüksek ateşle beraber çırpınma krizleri gelmek.

111

havan batsın

'böbürlenmen boşa çıksın' anlamında kullanılan bir söz.

46

havan dövücünün hınk deyicisi

'başkasına yardım edecek veya yüreklendirecek gücü olmadığı hâlde öyle görünüp yardakçılık eden kimse' anlamında kullanılan bir söz.

109

havanda su dövmek

boşuna uğraşmak: 'Havanda su dövmeyelim, önce namussuzu bulalım sonra bunları konuşalım.' -M. İzgü.

97