Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

hesabı temizlemek

borcunu ödemek.

40

hesabı yok

sayılamayacak kadar çok, sayısız: 'İçtiği kahvenin hesabı yok.' -M. Ş. Esendal.

38

hesabını almak

bir iş sonunda hakkını almak.

100

hesabını bilmek

tutumlu olmak.

107

hesabını görmek

1) alacağını verip ilişiğini kesmek; 2) cezalandırmak; 3) ücretini ödemek: 'Kemeraltı Caddesi'ne varınca arabadan inerek hesabını gördüm.' -H. Z. Uşaklıgil.

106

hesabını kitabını bilmek

tutumlu olmak: 'Ayşe hesabını kitabını bilir, tutumlu bir ev kadınıydı.' -Halikarnas Balıkçısı.

118

hesap açmak

1) gereğinde çekilmek üzere bankaya yatırılan para için işlem yapmak; 2) birine borçlanma imkânı tanımak, kredi açmak.

113

hesap çıkarmak

alacakla vereceği kâğıt üzerinde karşılaştırmak.

100

hesap etmek

1) bir işin kazancıyla giderini karşılaştırarak bir sonuca varmak; 2) düşünmek, tasarlamak.

115

hesap etmek, kitap etmek

bütün ayrıntılarıyla düşünmek.

111

hesap görmek

alacakla vereceği karşılaştırıp ödeşmek: 'Oraya çıkınca hamallara onar kuruştan hesap göreceksin.' -M. Ş. Esendal.

114

hesap kesmek

ilişiğini kesmek: 'Hana gelinceye kadar planını kurmuştu. Odabaşı ile hemen hesabını kesti.' -Ö. Seyfettin.

40

hesap kitap yapmak (etmek)

ayrıntılarıyla hesap edip düşünmek.

109

hesap sormak

1) bir konuda açıklama ve savunma istemek, sorumlu tutmak: 'Bu karanlık işlerin hesabını sorarlar.' -M. Ş. Esendal. 2) birini, birilerini yöntem veya yasa dışı davranışlarından dolayı sorguya çekmek; 3) tehdit ederek uyarmak.

98

hesap tutmak

alışverişle ilgili sayıları bir yere yazmak.

114

hesap vermek (hesabını vermek)

1) bir işin sorumluluğunu yüklenmek: 'Hesap verin bakalım, nerelerde sürtüyordunuz bu saatlere kadar?' -R. N. Güntekin. 2) herhangi bir davranışın sebebini açıklamak, anlatmak: 'Evvela, sana birkaç haftadır mektup yazamayışımın hesabını vereyim.' -R. N. Güntekin.

106

hesaplamak kitaplamak

hesap kitap yapmak: Hesapladım kitapladım, işin içinden bir türlü çıkamadım.

114

hesaplı hareket etmek

ölçülü davranmak.

102

hesapta olmamak

daha önce düşünülen şeylerin dışında olmak.

96

heves etmek

bir şeye karşı istek duymak, eğilimli olmak: 'Birçoklarının bu havaya uydukları ve artık refahlarını devlet kapılarının dışında aramaya heves ettikleri zamanlardı.' -A. Ş. Hisar.

52

hevesi kalmamak

şevki kırılmak, isteği kalmamak.

37

hevesi kursağında (boğazında veya içinde) kalmak

istediği, imrendiği şeyi elde edememek: 'Gazetenin yayını kesildi; çaresiz İzmir'e döndüm fakat hevesim kursağımda kalmıştı.' -A. İlhan. 'Bütün hevesim boğazımda kaldı. Küstüm oturdum.' -N. Meriç.

113

hevesine düşmek

kuvvetle istemek: 'Bir aralık, büyük bir devlet adamı olmak hevesine düştüm.' -M. Ş. Esendal.

46

hevesini almak

istediği, imrendiği şeyi elde ederek ona doymak: 'Oluruna bırak gençtir, derim / Hevesini alsın sokaklardan' -B. Necatigil.

106

hevesini kırmak

1) isteklerini, düşüncelerini engellemek; 2) zevki kaçmak, hevesi kalmamak, şevki kırılmak.

105

hey gidi (hey)

çeşitli duyguları pekiştiren veya özlem ve acınma bildiren bir söz: 'Hey gidi gençlik hey! Unutulmaz günlerdi onlar, Yenikapı'ya, meyhanelere indik mi şöyle bir.' -A. İlhan.

105

heyecan duymak

heyecanlanmak.

105

heyecan vermek

heyecan duymasına sebep olmak: 'Göz kamaştırıcı bir mücevher, kuyumcuya heyecan verir.' -S. Ayverdi.

98

heyecana düşürmek

heyecanlandırmak: 'Adına ve şimdi gördüğüm şahsiyetine zaten hayran olduğum büyük askerin bu alakası beni heyecana düşürmüştü.' -İ. A. Gövsa.

105

heyecana gelmek

heyecanlanmak, heyecan duymak.

120