Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

küçükle küçük, büyükle büyük olmak

1) her yaştaki kişilere karşı dostça, arkadaşça davranmak; 2) her makam ve durumdaki kişilere karşı dostça ve anlayış göstererek davranmak: 'Protokol kaidelerini, çok zaman, bir yana atıp küçükle küçük, büyükle büyük olmasını biliyordu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

109

küf bağlamak (tutmak)

1) küflenmek; 2) mec. unutulmak; 3) mec. bitmek, kalmamak: 'İsteksiz isteksiz oluyorsun tıraşı, bir küf bağlamışsa bütün heyecanların.' -Ç. Altan.

111

küfelik olmak

çok sarhoş olmak.

112

küfrü basmak

küfretmek.

35

küfür savurmak

küfretmek: 'Onlara ağza alınmaz birkaç küfür savurdu.' -O. C. Kaygılı.

107

küfür yemek

kendisine küfredilmek: 'Kapının eşiğinde, şiş yarasının kabuklarını ayıklayan bir Arap eteğine basıp halis Kur'an şivesiyle şiddetli bir küfür yedikten sonra otele döndüm.' -F. R. Atay.

106

kül bağlamak

1) ateş sönmek; 2) mec. gücünü, etkisini yitirmek.

36

kül gibi

soluk, renksiz (bet beniz).

114

kül olmak

1) bütünüyle yanmak: 'Tatlı bir cızırtı çıkararak çabucak tutuşur, mavi ve sincabi bir buhar bırakarak kül oluverirdi.' -Ö. Seyfettin. 2) mec. varını yoğunu yitirmek.

38

kül ufak olmak

çok küçük parçalara ayrılmak.

109

kül yemek (yutmak)

argo kurnazca yapılan bir oyuna düşmek, aldatılmak.

103

külah kapmak

düzen, dalavere ile bir işin başına geçmek: 'Hatta bunlar arasında öyleleri vardır ki zamana ayak uydurmak, göze girmek ve külah kapmak için gâvur mukallitliğinde birbiriyle âdeta yarışa girişmişlerdir.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

39

külah peşinde olmak

yalan ve dolanla bir işin başına geçmeye çalışmak.

37

külah takmak

hile ile, oyunla kandırıp parasını almak: 'Önüme gelene külah takacaktım. Külah takacağım kimseler de mutlaka benim gibi olanlardı.' -Halikarnas Balıkçısı.

99

külahıma anlat!

'söylediklerine inanamıyorum, beni kandıramazsın' anlamında kullanılan bir söz: 'Anlat sen benim külahıma! Ah, ben hükûmette olsam size gık dedirtmem!' -Ö. Seyfettin.

108

külahını havaya atmak

pek çok sevinmek.

105

külahları değiştirmek (değişmek)

tehdit ederek bozuşmak: 'Dükkânda çalışırken ters bir iş tutarsa yeniden külahları değişebilirlerdi.' -O. Kemal.

110

külçe gibi oturmak

yorgun veya bitkin bir durumda çöküvermek.

113

külçe kesilmek

dermansız, güçsüz kalıp olduğu yere yığılmak: 'Sağ olup da bu hâli görseydi, o anda külçe mi kesilirdi acaba, yoksa oynatıverir miydi?' -S. M. Alus.

105

külfete katlanmak

sıkıntıya, zorluğa önem vermemek: 'Ben en hain, en merhametsiz hücumları yapmak için bu kadar külfetlere katlanıp buralara gelmiştim.' -A. Gündüz.

109

külünü savurmak

bir şeyi bütünüyle bitirip yok etmek.

117

kümeden düşmek

takımlar sonraki sezonda bir alt kümeye inmek, ligden düşmek.

100

kümeye çıkmak

takımlar sonraki sezonda bir üst kümeye yükselmek, lige çıkmak.

37

kündeden atmak

1) güreşçi, rakibini belinden kavrayıp kendi üzerinden aşırarak arka üzeri atmak; 2) mec. aldatarak tuzağa düşürmek.

105

kündeye almak (getirmek)

1) güreşçi, rakibini altına alıp bir elini önden, ötekini arkadan geçirerek kilitlemek: 'Kolunu tutup kündeye getiriyor, bir taraftan da bacağının birini ikiye büküyorum.' -M. İzgü. 2) mec. oyuna getirmek, tuzağa düşürmek: 'Plan kurar, tertip yaparlar; kendilerini kurtarmaya, yeni müdürü de kündeye getirmeye çalışırlar.' -M. Ş. Esendal.

104

kündeye gelmek

aldanmak, tuzağa düşmek: 'Barut yoktu. Kalenin dar kapısından çıkmak imkânı yoktu. Öyle korkunç bir kündeye gelmişlerdi ki...' -Ö. Seyfettin.

112

kündeye getirilmek

aldatılmak, tuzağa düşürülmek: 'Akıllı bir evlat olan Ali Harun Bey, annesinin böyle bir kündeye getirilmesini hazmedemez.' -H. R. Gürpınar.

109

künyesi gelmek

savaşta bir askerin ölüm haberi kendi evine bildirilmek: 'Geçen sene künyesi geldi, dedi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

109

küp gibi

1) şişman; 2) sarhoş.

119

küpe dönmek

çok şişmanlamak: 'O zamandan beri küpe dönmüş. Hâlbuki o zamanlar ne ince bir kızdı.' -H. Taner.

112