Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

sebepsiz kalmak

yoksul bir duruma düşmek.

119

sebil etmek

bol bol vermek, dağıtmak.

119

sebilhane bardağı gibi

hoşa gitmeyen kalabalık (insan topluluğu).

38

secde etmek

1) alnı, eli, ayakları, dizleri, ayak parmaklarını yere getirmek: 'Tozlanmış camların arkasından secde eden ruh ile merkadi tebcile başladı.' -A. H. Müftüoğlu. 2) mec. saygı göstermek.

105

sedyelik olmak

ayakta duramayacak duruma gelmek.

120

sefa (sefalar) bulduk

'sefa geldin, sefa geldiniz' sözüne 'teşekkür ederim' anlamında karşılık olarak kullanılan bir söz.

104

sefa geldin (geldiniz)

'hoş geldin, hoş geldiniz' anlamında kullanılan ağırlama, karşılama sözü: 'Her şahsa kendi ismiyle sefa geldin, derdi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

122

sefa geldine gitmek

bir kente, bir mahalleye yeni gelen veya geziden dönen birine ziyarete gitmek.

102

sefa sürmek

rahat, sakin ve eğlenceli yaşamak.

47

sefalet çekmek

yoksul ve perişan yaşamak.

106

sefasına bakmak

rahatına bakmak: 'Şöyle bir iki parça, sağlam nevinden irat ve akar edinip efendi efendi yan gel, sefana bak.' -E. E. Talu.

90

sefasını sürmek

bir durumun getirdiği, sağladığı olanaklardan yararlanmak: 'Uzun yıllar cefasını çektiği Yokuş'un sefasını sürecekti artık.' -Y. Z. Ortaç.

45

sefer etmek

gezmek, gezinti yapmak, yolculuk etmek: 'Ne hoş, ey güzel Tanrı'm, ne hoş / Maviliklerde sefer etmek' -O. V. Kanık.

124

sefer tası gibi

her katında birer odası olan (yüksek ev).

112

seferber olmak

birçok kimse bir iş, bir amaç için bütün olanaklarıyla girişmek: 'Anası, kardeşi, konu komşu, bilen bilmeyen, polis, jandarma, herkes seferber oldu. Nevin bulunamadı.' -R. Çalapala.

113

sefere kalkmak

yolculuğa başlamak: 'Sefere kalkacak bir sürü tekne vardı limanda.' -Halikarnas Balıkçısı.

110

segman atmak

aşınan segmanı değiştirmek.

112

sehpaya çekmek

asarak öldürmek, darağacına çekmek, asmak.

102

seksen kapının ipini çekmek

içinde bulunduğu sorunu çözmek için kapı kapı dolaşmak, birçok yere uğramak: 'Ama şimdi, bir çift lastik için seksen kapının ipini çekiyoruz.' -R. Enis.

114

sekte vermek

kesintiye uğramak.

34

sekte vurmak

kesilmesine sebep olmak, kesintiye uğratmak.

114

sekteye uğratmak

kesmek, kesintiye uğratmak: 'Sorular sorar ve dersimi sekteye uğratırdı.' -H. F. Ozansoy.

112

sel gibi akmak

1) sıvılar için bol ve gür akmak: 'Durmaz akar gözüm yaşı sel gibi.' -Âşık Veysel. 2) zaman çabuk ve hızla geçmek; 3) insanlar kalabalık bir yığın hâlinde gitmek, yürümek.

113

sel olup akmak

gitmek: 'Nerede kaldı bunlar? Sel olup aktılar mı? / Kapkara bir günümde beni bıraktılar mı?' -F. N. Çamlıbel.

108

sel seli götürmek

çok fazla sel olmak.

37

selam (selama) durmak

bir büyüğe, bir üste veya saygı duyulan bir şeye ayakta selam vermek: 'Ama birader, rahat mı edeceğiz bu bahçede, gelene geçene selam mı duracağız?' -Y. Z. Ortaç. 'Yollarda sarı ve zayıf halk selama duruyor.' -F. R. Atay.

104

selam (selamı) almak

1) birinin selamlamasına karşılık vermek: 'Pazara indiği zaman kendine verilen selamı bile almıyordu.' -Ö. Seyfettin. 2) selam gönderilmiş olmak.

107

selam çakmak

tkz. selam vermek.

114

selam etmek

uzakta olan birine esenlik dilemek.

36