Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

serin tutmak

sıcaktan etkilenmeden daha soğuk bir durumda bulundurmak: 'Dedelerimiz sıcakta serin tutan birtakım kürkler bulunduğunu bilirlerdi.' -R. H. Karay.

110

serinlik vermek

1) serin duruma getirmek; 2) mec. acısını, sıkıntısını azaltmak, avundurmak; 3) mec. rahatlatmak, huzura kavuşturmak: 'Evimin cehennemi içinde bana biraz serinlik verebilecek, bir bu fikirler vardı.' -P. Safa.

104

sermaye yapmak (etmek)

iş yeri açmak için gereken parayı sağlamak: 'Üç yüz lirayı alırlarsa bunun yüz lirasını çocuğa sermaye yapacaktı.' -H. E. Adıvar.

126

sermayeyi doğrultmak

ticaret için ortaya konan anaparayı batırmadan işletmek ve para kazanmak: 'Köyden kopup, yabancı işçi olup, beş altı yılda sermayeyi doğrultup, yurtta özel teşebbüsçü bir yarım yamalak kapitalist olma özlemi görülüyor çoğunda.' -H. Taner.

107

sermayeyi kediye yüklemek

şaka parasını yiyip bitirmek.

114

sermest olmak

çok hoşlanmak, kendinden geçmek: 'O okurdu, ben dinlerdim; o muharebe hikâyeleriyle sermest olurdum.' -Y. K. Beyatlı.

99

sersem gibi

serseme yakışır biçimde.

120

serseme çevirmek

sersem etmek.

104

serseme dönmek

sersem bir duruma gelmek, şaşkın bir duruma gelmek.

111

sert çıkmak

aşırı biçimde karşı durmak.

115

servis edilmek

özel bir bilgi veya belge haber kaynağı tarafından istenilen yayın organına gönderilmek.

47

servis yapmak

sofrada hizmet etmek ve yemeği dağıtmak: 'Özel olarak iki aşçıyla iki de ayrıca servis yapacak garson çağrıldı.' -Ç. Altan.

120

servise çıkmak

1) ulaşım aracı ile öğrencileri, çalışanları gidecekleri yere taşımak; 2) servis yetkilisi onarım yapmak üzere çağrılan yere gitmek; 3) doktor hastaları durumlarını gözlemlemek üzere ziyaret etmek; 4) bir iş yerinde çay, kahve dağıtımı gibi hizmetleri yapmak üzere dolaşmak.

101

serzenişte bulunmak

yakınmak (II).

109

ses çıkarmamak (etmemek)

bir şeyi hoş görerek karşı çıkmamak, itiraz etmemek: 'İnsanlar bizim bahçeye çağırdığımız arkadaşlarımıza bile ses çıkarmıyorlardı.' -A. Kutlu.

47

ses çıkmamak

haber gelmemek.

119

ses etmek

seslenmek.

38

ses getirmek

yaptığı işle, söylediği sözle dikkatleri çekmek ve kitleleri harekete geçirmek.

111

ses kesilmek

ses, artık duyulmamak.

106

ses seda çıkmamak

1) haber çıkmamak: 'Çok uzak ama pek çok uzak birkaç akrabadan ses seda çıkmadı.' -A. Gündüz. 2) hiçbir tepki görülmemek.

46

ses seda kesilmek (kalmamak)

hiçbir ses duyulmamak: 'Sanki bütün dünyada ses seda kesilmişti.' -S. F. Abasıyanık.

43

ses seda yok

'hiç haber gelmedi' anlamında kullanılan bir söz.

42

ses vermek

1) herhangi bir sesi çıkarmak: 'Üç defa ses veren bir küçük çanın altından bahçeye girdiler.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) bir çağrıya karşılık vermek: 'Her biri bir türlü feryada başlar / Güller seda verir, bağlar ses verir' -Âşık Veysel.

109

sesi ayyuka çıkmak

çok yüksek sesle bağırmak.

117

sesini çıkarmamak

bir şey üzerindeki düşüncesini söylememek: 'Sesini çıkarmadı. Mütevekkil bir hâli vardı.' -N. F. Kısakürek.

115

sesini kesmek

söylemekteyken susmak.

105

sesini kısmak

sesini alçaltmak.

101

sesini yükseltmek

yüksek, öfkeli bir sesle söylemek: 'Çardaktan kocasının sesini yükselterek söylediğini duyan kadın, kahve takımlarını alıp çıktı.' -N. Cumalı.

102

sessizliğe gömülmek

sessiz duruma gelmek: 'Karanlık içinden bir süre fısıltılar geldi, sonra her şey derin bir sessizliğe gömüldü.' -Y. Kemal.

104

set çekmek

1) suyun akmasını, toprağın kaymasını önlemek için duvar yapmak; 2) mec. bir işi, bir davranışı, bir isteği önlemek, engellemek.

32