Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

şehadette bulunmak

tanıklık etmek.

111

şehit düşmek (olmak)

kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda ölmek: 'Biraz sonra Veysel'in arkadaşlarından biri daha şehit oldu.' -M. Ş. Esendal. 'Arkadaşı, düşmanlarla cenge varır ve şehit düşer.' -R. Enis.

35

şehit edilmek

kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda öldürülmek.

120

şeker gibi

1) çok sevimli, güzel; 2) yumuşak huylu, yumuşak davranan: 'Doktor şeker gibi adam, ahbabım.' -N. Hikmet.

102

şekeri kestirmek

şeker şerbetine, limon suyu veya limon tuzu katarak kaynatıp koyulaşmasını sağlamak.

39

şekerleme yapmak

kısa bir süre uyumak, kestirmek.

103

şekil almak

belli bir biçime girmek, biçimlenmek, şekillenmek.

35

şekil vermek

belirli bir biçime girmesini sağlamak, biçimlendirmek, şekillendirmek: 'O, biraz da bana yardım olsun diye, mektepteki Amerika'dan gelen gazeteleri toplar, getirir, bu işe şekil verirdi.' -H. E. Adıvar.

110

şekilci olmak

belli biçimler, kalıplar dışına çıkamamak: 'Şiir diline dayanan bir edebiyat, konuşma dilinden ayrıldığı ölçüde hayattan kopmak, şekilci olmak zorundadır.' -N. Cumalı.

106

şenlik görmemiş

terbiyesiz, görgüsüz (kimse).

108

şerbet gibi

yumuşak, güzel (hava).

107

şerbet içmek

sözlenmek veya nişanlanmak üzere tarafların anlaşması durumunda ezilen şerbet içilerek tören yapmak.

44

şeref vermek

onurlandırmak, şereflendirmek.

39

şerh düşmek (koymak)

alınan karar veya kararlara karşı olumsuz yönde yazılı görüş bildirmek.

102

şerrine lanet

kötü bir kimse ile uğraşmak istenilmediğini veya kaçınıldığını anlatan bir söz.

36

şeşi beş görmek

alay yanlış görmek: 'Asıl âşığın gözü şeşi beş görür, kulağı Mısır'daki sağır sultanın duyduğunu bile duymaz.' -R. H. Karay.

113

şevk vermek

isteklendirmek: 'Bir bitmeyecek şevk verirken beste / Bir tel kopar, ahenk ebediyen kesilir' -Y. K. Beyatlı.

119

şevke gelmek

1) isteği, hevesi artmak: 'Öyle keyifleniyor, öyle şevke geliyordu ki...' -Y. Z. Ortaç. 2) neşelenmek.

108

şevke getirmek

canlandırmak, isteğini artırmak.

109

şevki kırılmak

isteği, hevesi kalmamak.

107

şeyhin kerameti kendinden menkul

büyük işler gördüğünü söyleyen birinin sözüne inanılmadığını anlatmak için söylenen bir söz.

111

şeytan aldatmak

1) bazı davranışlarda iradeli, güçlü davranamamak, nefsine uymak; 2) uyku hâlindeyken meni boşalmak, düş azmak: 'O gecenin sabahı şeytanın aldattığı vücudunu soğuk suda temizlerdi.' -S. F. Abasıyanık.

107

şeytan azapta gerek

'sevilmeyen bir kimse zorluk içinde kaldığında bunu hak etmiştir' anlamında kullanılan bir söz.

106

şeytan diyor ki

yapılmaması gereken bir davranışı yapma isteği duyulduğunda söylenen bir söz: 'Gül tenli, kor dudaklı, kömür sürmeli / Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kere öpmeli' -Y. K. Beyatlı.

108

şeytan dürtmek

durup dururken uygunsuz, kötü bir davranışta bulunmak: 'Ama çocukluk işte, şeytan dürttü, ya herrü ya merrü diyerek birden yukarı baktım.' -H. Taner.

100

şeytan geçmiş gibi

birkaç kişinin konuştuğu sırada kısa bir süre sessizlik olması durumunda kullanılan bir söz.

100

şeytan geçti

şeytan geçmiş gibi.

33

şeytan gibi

çok zeki ve kurnaz.

106

şeytan görsün yüzünü

sevilmeyen, görmek bile istenilmeyen kimse için söylenen bir söz.

108

şeytan kandırmak

düş azmak, şeytan aldatmak.

97